Ar-Ge

Organik Tarım Ar-Ge Enstitüsü çağrısı:

Ülkemizin geleceğine dair fikir ve öneriler geliştiren siyasi kuruluşlarımızın mensuplarına;
Muhtarlık’larımızdan Belediye’lerimize, Meclis’imizden Hükümet’imize, ülkemizin kaderini ilgilendiren her konuda nihai karar merci olan Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, her seviyede tüm kamu kurum ve kuruluşlarımıza;
ve ülkesi için sorumluluk hisseden duyarlı aydınlarımız ve vicdanlı bilim adamlarımız başta olmak üzere tüm yurttaşlarımıza yönelik çağrımızdır.
Yakın zamanda organik tarım konusuna kafa yormuş ve nacizane iki kitap yazmış yurttaşlarınız olarak, bugünümüzü ve geleceğimizi ilgilendiren hayati bir konuyu devletimizin ve milletimizin dikkatine sunmak isteriz.
Halihazırda endüstriyel tarımın ağır ekonomik ve sosyal sorunları ile ilgilenmek zorunda olan Tarım Bakanlığımızın özellikle bu zor günlerde organik tarım konusuna yeterince ilgi ve dikkat gösterememesini anlayışla karşılamamız gerektiğine, dolayısıyla Tarım alanındaki yetkililere destek ve yardımcı olmak bağlamında, organik tarıma dair tüm sorunların gerek milletimiz, gerekse devletimizin tüm diğer ilgili kurumları tarafından topyekün bir seferberlik ruhuyla sahiplenilmesi gerektiğine inanıyoruz. Duyarlı yurttaşlar olarak herşeyi devletten beklememeliyiz, hepimiz üzerimize düşeni yapmak üzere kafa yormalı ve fiilen elimizi taşın altına koymalı, yetkilileri olumlu yönde teşvik etmeli ve yapıcı somut öneriler geliştirmeliyiz. Gıda güvenliğimiz ve sağlığımız ile yakından ilintili olan organik tarım dönüşümünü her alanda desteklemeli ve sahip çıkmalıyız.

Kamuoyumuza bildirmek istediğimiz konu, ana hatlarıyla:

1-Gerek ülkemizde gerekse dünya genelinde yaşanan ciddi sağlık sorunlarının kökenindeki bir numaralı sorumlu, kimyasal bazlı endüstriyel tarım uygulamalarıyla üretilen gıdalardır; ve bu sorunun yegane çözümü ise doğal ve organik gıdalar üretmek ve tüketiciye sunmaktır.
Çok şükür ki bu gerçek bugün tüm dünyada gitgide daha da iyi anlaşılmaktadır ancak piyasa dinamikleri çok yavaş işlemekte olduğundan, organik tarım dönüşümü ne yazık ki gecikirken, sağlık sorunlarımız da katlanarak büyümektedir. Bu nedenle bir an önce organik tarıma geçmek için devletin iradesini ortaya koyarak süreci hızlandırması şarttır.
2-Yaklaşık 40-50 yıldır yoğun bir şekilde kullanılan kimyasal gübreler ve kimyasal tarım ilaçları öncelikle toprağı ve bitkiyi zehirlemekte, bu şekilde üretilen gıdalar ise tüketiciyi zehirlemekte ve sayısız sağlık sorununa yok açmakta, neslimizin geleceğini tehlikeye atmaktadır.
Bunun önüne geçmenin yegane yolu ise organik tarımın ülke genelinde verimli ve üretken bir şekilde ve de tüketicinin tüm ihtiyacını karşılayabilecek ölçekte uygulanabilmesidir. Gazeteci Cem Seymen gibi duyarlı ve vicdanlı aydınlar bu konuda yıllardır uyarıcı ve teşvik edici programlar yapmaktadır. Ancak endüstriyel tarımdan vazgeçip topyekün organik tarıma geçme kararının önündeki başlıca psikolojik engel, birtakım küresel tarım ve ilaç şirketlerin faaliyetleri sonucunda üreticiler nezdinde oluşturulan ve organik tarımın yeterince verimli ve üretken olamayacağına dair yaygın ancak yanlış kanaattir.
3-İtiraf etmeliyiz ki, kırk yılı aşkın bir süredir uygulanan kimyasal tarım girdilerinin toprağa verdiği ağır hasar nedeniyle, mevcut tarım topraklarımızda organik tarım yapılması halinde arzu edilen başarının hemen elde edilmesinin zor olduğuna dair şikayetler son derece haklıdır. Kontamine olmuş toprakta organik tarımın gerçekten de verimli olamayacağı, bu nedenle toprağın öncelikle kimyasalların etkilerinden arındırılması ve organik toprağın geri kazanılması gerektiği açıktır. Üreticinin yakındığı bu gibi şikayetleri aşmanın başlıca yolu ise organik kompost olup, ayrıeten biochar gibi veya kompost özütü/kompost çayı gibi yardımcı ve hızlandırıcı yöntemleri de kullanarak tarımda uygulamaktır.
Organik gübre » organik toprak » organik tarım » organik gıda » sağlıklı birey ve sağlıklı toplum şeklinde formüle ettiğimiz organik yaşam zinciri çerçevesinde, ülkemizde çok çok büyük miktarlara varan ve “çöp” diyerek kurtulmak istediğimiz ama aslında çok değerli olan “organik atıklarımızı” kompostlama işlemine tabi tutarak, hem “sıfır atık” konsepti dahilinde çevreye zarar vermeyecek şekilde bertaraf etmek; hem de bu süreçte organik gübre elde etmek suretiyle toprağı yeniden organik toprak haline getirmek mümkündür; ve organik tarım yapabilmemiz için şarttır.

Kitaplarda ayrıntısıyla anlatılan bu temel tezler ışığında;

1-Ülkemizde son yıllarda çok sayıda kompost yatırımlarının yapılmış olması çok memnuniyet verici olmakla birlikte, bunların genelde arıtma veya atık yönetimi çerçevesinde planlandığı görülüyor; oysa ki böylesi yatırımlar “organik tarım için gereken organik gübreyi üretme” gibi ulvi bir hedefe yönelik olarak tasarlanabilse, hem hepimizin hak ettiği doğal ve sağlıklı gıdaları üretebilecek tarzda tarım sektörümüzün yeniden yapılandırılması mümkün olabilecek, hem de toplum sağlığını tehdit eden kimyasal tarım uygulamalarının yıllardır toprağımıza ve sağlığımıza verdiği zararın da peyderpey azaltılmasına hizmet edebilecektir.
2-Akademi camiamızın onca gayretine rağmen, nacizane görüşüm o ki, bu konuda en büyük eksikliğimiz bilgi ve tecrübe eksikliğidir. Toplumun bilgi kaynağı olması gereken kimi kişi ve kuruluşların ise kimyasal gübre ve zirai ilaç sektörlerinin maddi ve/veya manevi etkisi altında kalmaları, ne yazık ki ilgi ve dikkatlerini organik tarıma yeterince yöneltmelerine engel olmaktadır.
Böylesi etkilerden tamamen muaf olmayı başarabilen idealist bir bilim adamları grubunun muhtemelen bir enstitü bünyesinde, organik tarım odaklı bir kurumsal yapılanma çerçevesinde biraraya getirilerek, ülkemizin organik tarım altyapısının hızla ve en verimli bir şekilde kurulmasına dönük ar-ge ve eğitim çalışmaları yürütmeleri; ayrıca bu bilim adamlarının organik gıda konusunda duyarlılık taşıyan sivil toplum gruplarıyla da biraraya getirilerek bir sinerji yaratılması, tercihen bir vakıf veya dernek çatısı altında sürekli çalıştay formatında buluşarak daimi bir çalışma grubu oluşturulması halinde, inanıyorum ki çok verimli çalışmalar ortaya koyabilecekler ve ülkemizde organik gıda dönüşümü çok daha kısa bir süreç içinde başarılabilecektir. Bu sadece sağlığımıza değil milli ekonomimize de, hem kısa hem de uzun vadede olağanüstü yararlar sağlayacaktır.

Özetle:
Bu çerçevede, kimyasal gübre ve ilaçlar tarafından ciddi ölçülerde zehirlenmiş olan tarım alanlarımızı rehabilite edebilmek üzere ve de tüketicinin ihtiyaçlarına cevap verebilecek ölçekte üretken ve verimli bir organik tarım sektörünün yapılandırılmasını mümkün kılacak bir şekilde, organik toprağı yeniden ihya etmek amacıyla bilimsel çalışmaların yapılmasına ihtiyacımız vardır.
Organik tarıma geçiş, uluslararası bilim dünyasının ancak 1980’li yıllardan itibaren gündemine aldığı yepyeni bir konu olduğu halde, gene de bugün itibariyle bu küresel soruna yönelik ciddi bilimsel çalışmalar yapılmış olup, gerçekçi ve etkin çözümler geliştirilmiştir. Topraklarımız her ne kadar kimyasal zehirlenmeye uğramışsa da ve %1-2 seviyesine inmiş olan organik madde oranı nedeniyle büyük bölümü fakir durumda olsa da, bu sorunu kısa sürede çözerek organik tarıma geçmek ve arzu edilen verimi almak mümkündür. Ancak, bu alanda mutavazı da olsa bazı somut adımların, bir an önce atılmasına ihtiyacımız vardır.
Uluslararası bilgi ve deneyimi ülkemize aktaracak, kendimize ait ve özgün ar-ge çalışmalarımızla bu evrensel birikimin üzerine kendi katkımızı koyacak ve  milli bir organik tarım ekolü geliştirecek bir bilim adamları ekibine, “organik tarımın Tübitak”ı niteliğinde bir kuruluşa acilen ihtiyacımız vardır.
Toprak ve bitki çeşitliliği çok zengin olan ülkemizde, her bir yöremize göre ve her bir ürüne uygun şekilde optimize edilmiş organik tarım yöntemlerini geliştirecek ve üreticiye öğretebilecek bir enstitüye veya bir ar-ge ve uygulama ve eğitim grubuna, bir başka ifadeyle, kesintisiz bir şekilde araştırma, geliştirme, eğitim ve uygulama ile meşgul olacak ve bu kutsal davayı başarıya ulaştıracak bir bilim kuruluna, eğer adını koymak gerekirse, bir Organik Tarım Araştırma, Geliştirme, Eğitim ve Uygulama Enstitüsü‘ne ihtiyaç vardır.
Bunlar, ne sivil toplum hareketlerinin yetersiz imkanlarıyla, ne de günlük piyasa şartlarından ötesini göremeyen özel sektörün çekingen girişimleriyle başarılabilecek konular olmayıp, mutlaka devletin ve siyasetin inisiyatif alması ve öncü rol üstlenmesi gereken büyük ve milli meselelerdir.
Gıda ve sağlık konularının hayati konular olması bağlamında, bu sorunun çözümünü asla zamana bırakamayacağımızı, toprağımızı ve sağlığımızı daha fazla tahrip olmakdan kurtarabilmek adına, organik tarımın makus talihini yenmek üzere yetkili karar mercilerimizin bir an önce devreye girmesi gerektiğini, devletimize ve kamuoyumuza arzederiz.