Biochar Üretimi ve Yöntemleri

Çeşitli kültürlerde odun kömürünün geleneksel olarak nasıl üretildiğini incelerseniz, en yaygın olarak kullanılan sistemin açık arazide odunların büyükçe öbekler halinde istiflenip, oksijensiz kalması için de üzerilerinin toprakla kapatılarak uzun süreli ve için için yanmaya bırakıldığı sistemler olduğunu görürsünüz. Öte yandan da, eğer birşeyler ters giderse diye, yeterli miktarda suyun, gerektiğinde ateşi söndürmek üzere hazır bekletilmesi de şart. Bunun pek de kontrollü ve de sağlıklı bir sistem olduğunu söyleyemeyiz. Bir uzman, Afrika’da bu sistemi kullanan bazı topluluklarda, toprağın yüksek oranda kireçli olması gibi çeşitli nedenlerle ciddi iş sağlığı sorunlarının ve erken ölümlerin görüldüğünü belirtmişti. Ayrıca, evet deneyim de önemli ama yine de, uzunca süren payroliz sürecinin, koskoca öbeğin içinde hangi kısımda ne aşamada olduğunu bilmek pek de mümkün değil; sonuçta bu yöntemde elde edilecek ürünün bir kısmının aşırı yanmış bir kısmının da yeterince yanmamış olması, yani kalite sorunları kaçınılmaz.
Biochar üretimine dair izlediğim videolardan ve pdf kaynaklardan edindiğim genel kanı o ki, büyük ölçekten ve toptancı çözümlerden, olabildiğince kaçınmak bence tercih edilmeli. Belki de yanılıyorum ama, küçük veya orta ölçekli üretim sistemlerinin daha iyi fikir olduğunu, çünkü daha kolay kontrol edilebildiklerini ve daha iyi izlenebildiklerini düşünüyorum. En azından, kendi imkanlarım açısından baktığımda böyle değerlendiriyorum.
Sistem tasarımı ise muhtelif. İnternette yayınlanmış belki de kırk farklı dizayn görebilirsiniz. Ana fikir ise tek ve çok basit: biyokütleyi yüksek sıcaklıkta ama oksijeni kısıtlanmış bir ortamda bir süre tutuyorunuz, yani payrolize ediyorsunuz. Yani, tamamen yanıp kül olmasına izin vermeden, tüm uçucu yanıcı maddelerin yanıp gitmesi ve geride sadece karbon dokusunun kalmasını istiyoruz. Bu temel koşulu sağladığı sürece her tasarım mübah.
Bu amaçla, payrolize edilecek biyokütleyi yerde açılan büyücek bir çukura yerleştiren de var, retort denilen bir yanma kazanının içine koyup dışsal bir ısı kaynağı kullanan da var, tek bir yanma odası içinde biyokütleyi kendi enerjisiyle payrolize eden sistemler de var. Tek kazanlı, çift kazanlı, alttan açık, üstten açık, küçüklü büyüklü envai çeşit sistemi internette görebilirsiniz. Permakültür taraftarlarının en sevdiği tür ise, tahmin edeceğiniz üzere, bir yandan odunları payrolize edip biochar elde ederken bir yandan da onun ısısıyla mesela yemek pişirdikleri, yani açığa çıkan enerjiyi heba etmedikleri, “verimli” sistemler.
Önce malzemeden başlayalım. Yukarıda da belirtildiği gibi, sadece odundan değil, her tür organik maddeden biochar yapmak mümkün, yeter ki kuru olsun. Tabii ki, eğer tarımda kullanacaksak, biyokütlemizin boya, tutkal, tarım ilacı gibi maddelerle kontamine olmaması da çok önemli. Bunun yanısıra, permakültür mantığı bize nakliye gibi karbon pozitif süreçleri ve masrafları en aza indirgemeyi de telkin eder. Dolayısıyla diyebiliriz ki, en iyi malzeme kendi malzemenizdir. Eğer organik tarım ile uğraşan bir işletmeyseniz, kendi tarım atıklarınızın kontamine olmadığından zaten son derece eminsiniz demektir. Hasat artıklarını en iyi değerlendirebileceğiniz seçenekleriniz arasında ilk sırada kompost, ikinci sırada ise biochar gelir; yani fazla düşünmenize gerek yok. En kaliteli biochar güzelini üretme iddiasıyla ta kilometrelerce öteden kamyonlarla en kaliteli tahta parçalarını getirmenize hiç gerek yok. Hazır elinizde bedava malzeme varken, en iyi kaynak kendi atıklarınızdır. Allah ne verdiyse onu kullanacaksınız.
Bu noktada, kaliteye dair bir küçük not düşersek, son ürün olarak biochar’ın kalitesini belirleyen temel etmen elbette içerdiği gözenekli yapısının kalitesiyle ilgili. Örneğin meşe mi, çam mı, yoksa başka bir tür mü; hangi ağacın dokusu payroliz sonrasında mikro-organizmalar için en mükemmel gözenekli yapıyı sunuyor? Bakmamız gereken birincil parametre bu.
Bunun yanısıra, sadece ağaçlardan söz etmek de yanlış olur, zira biyokütle seçeneklerimiz çok.
Seçtiğimiz türe göre, içeriğindeki elementler de değişim gösterir. Her ne kadar bu karmaşık olayı daha da karmaşık hale getirmemek ve okuyucu açısından kolay anlaşılabilir olması adına sayfalardır “saf karbon” dediysek de gerçek hayatta durum bu kadar basit değil. Karbon haricindeki elementlerin tümünün payroliz sürecinde uçup kaçmadığını, birtakım elemetlerin bünyede kaldığını söylemiştik. En iyi senaryoda bile bu oranın yüzde doksanları fazla aşmadığı, yani payroliz sonrasında karbon kütlesinin içinde, yaklaşık yüzde on gibi, başka elementlerin de kaldığını itiraf etmemiz gerek. Kaldı ki, kemik gibi yüksek miktarda kalsiyum içeren biyokütle türlerinde bu oranın neredeyse yüzde elli’lere kadar inebildiği de biliniyor. Biyokütle türleri arasında, örneğin yumurta kabuğu gibi seçenekler acaba biochar elde etmek için en iyi tercih midir sizce? Dolayısıyla, malzeme cinsi çok önemli bir kalite parametresidir diyebiliriz.
İnternette göreceğiniz üzere malzeme seçimine yönelik bazı ipuçları veren videolar olsa da, takdir edersiniz ki bu yepyeni endüstride, bir şekilde elde ettikleri pazar payını korumak isteyen firmaların ürün kalitesine ilişkin bu tür kritik ayrıntılarda bir süre daha ketum kalmayı yeğleyebilecekleri, bence anlaşılabilir bir durum. Dolayısıyla, biochar konusunda ar-ge yapmaya niyetli üniversitelerimize de güzel bir deneysel araştırma konusu çıktı. Yüzlerce hatta binlerce farklı biyokütle türlerini masaya yatır, tek tek dene, mikroskop ile resimlerini al, çeşitli bitki veya toprak türleri karşısında performanslarını test et, al sana kolay yoldan doktora tezi. Endüstriyel ölçekte biochar üretmek isteyen firmalardan da böylesi ar-ge projelerine okkalı burslar gelebilir. Cem Seymen kardeşimiz de programlarında bunların tanıtımını yapar. Ne güzel olur.
Evet, herhangi bir ürünü satın alırken mutlaka fayda/maliyet hesabı yaparsınız ve fiyatlar birbirine yakınsa elbette en kalitelisini talep edersiniz. Ama burada benim önerim farklı; kalite kaygınızı veya kalite/maliyet hesabınızı ikinci sıraya almanızı öneriyorum: satın almak yerine, eğer kendiniz biochar üretebiliyorsanız, iyi veya kötü veya vasat, her ne kalitede üretebiliyorsanız, bence mutlaka kendiniz üretmelisiniz.
Kendi tarlanızda veya seranızda kullanacağınız biochar’ı bizzat kendiniz üretiyorsanız, atıklarınız her ne ise öncelikle onları kullanmaktan başka bir seçeneği bence düşünmeyin. Örneğin zeytinlik veya meyve bahçeniz varsa budama artıklarından, ya da tahıl üreticisiyseniz bitki saplarından daha iyi bir fikriniz var mı?
Malzemeye ilişkin bir diğer konu ise parça büyüklüğü; yani malzemeyi yanma odasına yerleştirdiğimizde, her ne kadar oksijen girişini kısıtlamak istiyorsak da, payrolize olan gazların çıkışını engellememeliyiz; aksi halde içeride sıkışan sıcak gazlar küçük bir patlamaya bile yol açabilir. O yüzden talaş gibi, tahıl kabuğu gibi küçük parçalı malzemelerde dikkatli olmak gerek. Farklı parça büyüklüğüne sahip karışık malzeme istiflediğimiz takdirde, eğer yarısının kül olup diğer yarısının ise yanmamış çıkmasını istemiyorsak, denk geldiği gibi boca etmek yerine hiç değilse parça büyüklüğüne göre gruplayıp, yanma sürecinin hangi aşamada nasıl gelişeceğini de dikkate alarak farklı grupları farklı katmanlara yerleştirmeyi ihmal etmemeliyiz; öyle ki payroliz sürecinin sonunda hem irili ufaklı tüm odun parçaları ve hem de varsa talaşlar, yani biyokütlemizin tüm unsurları eşit ölçüde kömürleşsin.
Malzememizi nihayet seçtikten sonra, öncelikle iyice kurutmalı ve payroliz işlemine tam olarak hazır olduğundan emin olmalıyız. Orta ölçekli ve ticari bir biochar firması, malzemelerini bu amaçla yaz kış güneş enerjisiyle ısıttıkları kapalı mekan depolarında uzun süreyle beklettiklerini ve iyice kurumadan retort’a almadıklarını anlatıyorlar. Eğer kendi işletmenizde ve küçük ölçekli yapacaksanız, kurutmak hiç sorun olmaz. Sundurmalı bir yerde veya güneşin altında açık alanda bile birkaç ayda kemik gibi olurlar.
Yanma süreçlerine ve sistemlerine baktığımızda ise, kuruttuğumuz biyokütleyi payrolize ederek biochar elde etmenin birçok yolu yöntemi var. Bu işi doğru dürüst yapmak isteyenlerin tercih edeceği yöntem, organik atıkları önce biraraya toplayıp adamakıllı kurutmak, sonra elbette kendi koşullarınıza göre ve kendi ölçeğinizde seçtiğiniz en ekonomik veya en verimli payroliz yöntemi her ne ise, bilimsel ölçütlerle belirlenmiş standartlarda onu uygulamak.
Tarihte uygulanmış olan ilk yöntemin sahibi ise muhtemelen, bizim anız dediğimiz slash-and-burn yöntemi yerine, kendi ilkel koşullarında slash-and-char benzeri bir yöntemi yeğleyerek terra preta üreten antik dönemin Amazon yerlileri olsa gerek. Oysa sera etkisinin ve iklim felaketinin ayyuka çıktığı bugün bile ne yazık ki, bizim çiftçilerimiz gibi dünyanın çeşitli ülkelerindeki çiftçiler de hala ısrarla anız yakmaya devam etmekte. Her ne kadar geleneğimizde biochar olmasa da, biochar üretim bilgisi müktesebatımızda mevcut; yani odun kömürü üretimi pekala biliniyor. Ama ne yazık ki odun kömürünün biyolojik işleme tabi tutulup tarımda uygulanması gibi bir yöntemden habersiz olduğumuz için, tarımsal verimlilikte mikro-organizmaların rolü bilinmediği veya gözardı edildiği için, bugün kimse kalkıp da anız yakmak yerine hasat artıklarından biochar yapıp bir sonraki hasatta daha çok ürün alayım diye bir eğilim içine girmiyor. Okumakta olduğunuz bu çalışmanın amacı da zaten, biochar’dan bihaber çiftçilerimize böylesi güzel bir seçeneklerinin de olduğunun bilgisini sunmak.
Peki, bu iki yöntemin farkı ne?
Amazon yerlilerinin uyguladığı yöntem olduğu düşünülen slash-and-char, biochar yapmanın en ilkel ve en basit yöntemi ve bu yöntemi anız yakmaktan ayıran küçücük fark, biyokütlenin tümüyle yanıp kül olmaması için üzerine toprak serpilmesi; o kadar. Evet, terra preta üreticilerinin bizim anızcı çiftçilerden yegane farkı, biyokütle tutuşturulup yanmaya başladıktan sonra, muhtemelen kontrolden çıkmaması kaygısıyla ateşin üzerini toprakla örtmekten ibaret. Böylece hem ateşin büyüyüp yangına dönüşmesinin önünü alıyorlar, hem de belki de ilk başta pek de öngöremedikleri bir yan ürün olarak odun kömürü elde ediyorlar. Yangın artığı bu kömürün terra preta’ya dönüşmesi ise zaman içinde, ya öylece toprakta bırakılması, ya da muhtemelen köyün hijyenik alanlarındaki rahatsız edici kokuyu giderme amacıyla kullanılması sayesinde oluyor.
Gerçi bu ilkel uygulama, çok da verimli bir yöntem olmasa gerek, zira bu şekilde biyokütlenin önemli bir kısmının küle dönmesini engellemeniz mümkün olmayabilir ve sonuçta her bir avuç biochar için en az üç beş avuç kül elde edebilirsiniz, ama yine de tümünün kül olmasından iyidir, değil mi? Nitekim, Amazonlardaki arkeolojik kazılarda terra preta tabakasının metrelerce derine indiğinin görülmesi karşısında bilim adamlarının yorumuna göre, terra preta üretimi her yıl düzenli olarak uygulanan bir faaliyet olup, her hasat sonrasında çok az miktarda da olsa elde edilen terra preta katmanlarının böylece yıldan yıla birbiri üzerine birikerek zamanla metrelerce derinliğe ulaşmış olduğu tahmin ediliyor.
Bugün youtube’da biochar üretimine dair videolarda göreceğiniz teknikler arasında, tıpkı Amazon yerlileri gibi çıplak toprağın üzerinde veya belki yarım metrelik bir çukurun içinde tutuşturulan odunların bir süre cayır cayır yanmalarına izin verildikten sonra, payrolize olmaları için üzerlerinin hafifçe örtülerek bir süre kendi haline bırakılması ve bir noktada tamamdır diyerek söndürülmesi şeklinde özetleyebileceğimiz uygulamalar yaygın; dahası, birçok videoda bunun en “ucuz” yöntem olarak heyecanla önerildiğini de görüyoruz.
Bu tekniği, doğrudan toprağın üzerinde değil de metal bir teknenin veya yarısı kesik bir varilin içinde uygulayanlar da var. Evet, verim her ne kadar az olsa da sonuçta tarımda ihtiyaç duydukları biochar hammaddesini elde etmiş oluyorlar. Organik tarım adına gerçekten büyük bir iş başarıyorlar; kendilerini kutluyoruz, ama işin biraz da iklim felaketi tarafını düşünerek, sonuçta elde edilen kül miktarının olabildiğince az olması için daha özenli olmalarını beklemek hakkımız değil mi? Neyse, biz gene de olumlu tarafından bakalım ve az da olsa biochar elde etmeyi başardıkları için gezegenimiz adına kendilerine teşekkür edelim.
Önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi, biochar elde ederken yüzde yüz verim, ya da sıfır kül hedefi bir hayal; illa ki bir miktar fire olacak. Amacımız firenin olabildiğince az olması için özen göstermek. Bunun ardında yatan fiziksel neden şu ki, karbon bazlı biyokütle örneklerimiz her ne kadar kendi enerjilerini içlerinde taşıyor olsa da, yanma sürecinin başlaması için veya iç enerjinin açığa çıkacağı noktaya kadar, dışsal bir enerji kaynağına ihtiyaç duyarlar; ki bunu sağlamanın en ucuz yolu, biyokütlenin bir kısmını feda ederek, yani kül oluncaya kadar yakarak, onun enerjisi ile diğer kısmın yeterince yüksek bir sıcaklığa ulaşmasını sağlayarak payrolize olma sürecini başlatmak. Süreç başladıktan sonrası, biliyoruz ki kolay. Yeterince ısınmış olan biyokütleden çıkan payroliz gazlarının enerjisi, süreci devam ettirmeye yetiyor.
Bu fedayı yapmazsak payroliz başlamaz, çünkü biyokütle yeterli sıcaklığa ulaşmaz derseniz, hayır, bir başka seçeneğimiz daha var: payroliz için gereken enerjiyi dış bir kaynaktan sağlayabiliriz. En güzeli ise yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmak olsa gerek; ki ilk akla gelenler arasında, belki güneş fırınlarının kullanımını veya yenilenebilir bir başka kaynaktan elde edilen elektrik enerjisini sayabiliriz.
İnternette gördüğüm dışsal enerji kullanan örneklerin bazılarında ise ne yazık ki karbon pozitif süreçlerin kullanıldığına, hatta bir kısmının sanayi tipi tüp yakıtlar kullandığına tanık oldum. Böylesi “kirli” bir dış kaynak kullanımının, sonuçta, tıpkı ilkel yöntemde olduğu gibi odunun bir kısmını küle çevirmeyi göze almaktan ne farkı olabilir, anlamak mümkün değil. Çoğu da ticari işletmeler olup biochar üretimi yaparken kirli enerji kullanmayı içine sindirebilen bu örneklerin, konuya esas olarak ekonomi açısından baktıklarını ve biraz da kolaya kaçtıklarını görmek insanı üzüyor. Bu kadar mı pragmatik olmalı veya bu kadar mı ekonomi parametrelerine her fırsatta öncelik tanımalı diye sitem etmek, veya herşey mi para, etik değerin hiç mi hükmü yok diye sormak hakkımız değil mi? Oysa ki hazır böylesi ulvi bir sektörde konumlanmışken, biochar’ın hem tarıma hem de iklime aynı anda can simidi olma konseptine uygun bir şekilde, dışsal enerji kaynağı olarak güneş veya rüzgar kaynaklı temiz enerji kullanıyor olsalardı, sizce de daha tutarlı ve saygın bir görüntü vermezler miydi; ve böylece kamuoyuna örnek olup, etik duyarlılıkları sayesinde parmakla gösteriliyor olmazlar mıydı? İnanıyorum ki çok yakında, doğru tercih yapan firmaların sayısı artacaktır.
Ancak bu satırlarda sanayi tipi üretime dair gereksiz muhabbetten ziyade, hedef okur kitlesine hitap eden konulardan ve çiftçilerimizin veya küçük bahçe sahiplerinin kendi ihtiyaçları için kendi mekanlarında bizzat gerçekleştirecekleri küçük ölçekli biochar üretiminden söz etmeyi yeğlerim.
O halde, gene yukarıdaki ilkel örneğe dönelim ve süreci tamamlayalım:
Şimdi, biochar elde etmek amacıyla yerde bir öbek odunu yığdınız, “giden gider, kalan sağlar bizimdir” diyerek ve biyokütlenin bir kısmını feda ederek küle dönmesini göze aldınız ve tutuşturdunuz; bir süre sonra cayır cayır yanan kısmın verdiği enerji ile geri kalan kısmın yeterince payrolize olduğuna kanaat getirdiğiniz anda yapacağınız tek şey ateşi söndürmek, ki bunun için elbette suya başvuracaksınız. Söndürmek derken “sadece alevi” söndürmek şeklinde zannederseniz olmaz, çünkü zaten çok sıcak olan kömürleşmiş parçalar bir süre sonra üzerlerindeki su buharlaşıp kuruduğunda yeniden sinsi bir şekilde içten içten veya için için yanmaya devam edebilir ve bir süre sonra siz farkında bile olmadan kısa süre zarfında tamamen kül olabilir. Onca emek boşa gider. Yapmanız gereken, yanan tüm malzemeyi silme kaplayacak şekilde tümüyle suya daldırarak söndürmek; ki böylece yeniden yanmaya başlama ihtimalini ortadan kaldırdığınız gibi, bir sonraki adım olan biyolojik süreçlere de hazırlamış olursunuz.
Bu tekniği, dilerseniz üst tarafı kesilmiş varil gibi basit sistemlerde de uygulayabiliriz, dilersek üzerine kapak, hatta kısa bir baca falan da koyabiliriz ama sürecin teknik tarafı yukarıda “ilkel” diye adlandırdığımız yöntemden pek farklı değildir. İşin bilim kısmı bu kadar, bundan sonrası ise sanat kısmı. Odunlarınızın cinsi, parça büyüklüğü, teknenizin ebatları gibi çeşitli parametreler ışığında elde ettiğiniz sonuç size bir sonraki denemeniz için fikir verecektir. Böylece, ne kadar odun kullanmalıyım, nasıl istiflemeliyim, kaç dakika sonra söndürmeliyim gibi sorularınızın “kendi sisteminizdeki” yanıtlarını, biraz da deneme yanılma ile çözebilir ve zaman içinde deneyim kazandıkça gitgide daha başarılı, yani daha az fireli sonuçlar alabilirsiniz.
Bir başka yöntem ise çift tekneli sistemlerdir ve bunlar iç içe iki ayrı tekneden oluşurlar. İçteki teknede, yani yanma odasında, payroliz süreci ile biochar elde edilecek odunlar istiflenir, dış tekne ile iç tekne arasında kalan ara bölüme ise yanma odasını ısıtacak olan ve işin sonunda küle dönmeye mahkum odunlar yerleştirilir ve tutuşturulur. Dış teknede yanan odunların enerjisi içteki yanma odasını ısıtarak payrolizi başlatır ve bir süre sonra payrolizin tamamlandığına kanaat getirdiğinizde, tıpkı önceki örnekte anlatıldığı gibi, söndürme işlemine geçersiniz. Bu sistemde, söndürme zamanını belirlemek için sadece sezgilerinize mahkum değilsiniz, zira bu yöntemde payroliz süreci ayrı bir yerde yürüdüğü için yanma odasından çıkan gazların nasıl yandığını, çıkış hızlarını ve renklerini daha kolay izleyebilirsiniz; bu da size payroliz sürecinin bittiğine dair belirgin bir işaret verebilir ve daha az fire ile daha başarılı sonuçlar alabilirsiniz.
Bu yöntemin, ilkel yönteme göre önemli avantajları vardır. Öncelikle çift cidarlı olması enerji verimliliği açısından yararlıdır ve de teknenin yanıbaşında durmanız gerektiğinde aşırı sıcaktan rahatsız olmazsınız. Ayrıca yanma odasını daha iyi kontrol edebilirsiniz: iç teknenin uygun yerlerinde uygun ölçülerde ve ayarlanabilir delikler açarak içerideki “ana hava akımını” ve bu sayede payroliz sürecini de kontrol edebilirsiniz. Dış tekne üzerinde de kontrolü sağlayarak “ikincil hava akımı” yaratabilir, böylece iç odadan çıkan payroliz gazlarını yakarak bir enerji kaynağı olarak değerlendirebilir veya bir boru ile dilediğiniz yere yönlendirebilirsiniz. Dış teknedeki odunlar tamamen kül olunca, duman falan da kalmaz, zira sadece payroliz gazlarının yanmasıyla devam eden süreçte yanma odasından çıkan gazlar, sıcak ama saydam yani tertemiz bir görüntü verir, çevreyi rahatsız etmez.
Bir de retort da denilen kapalı kazan sisteminden söz edelim. Çift tekneli sistemlerin biraz daha gelişmiş hali diyebileceğimiz bu sistem, neredeyse tamamen kapalı bir yanma odasının dışsal bir ısı kaynağı ile ısıtıldığı, çıkan payroliz gazlarının bir boru aracılığıyla dışarıya alındığı sistemlerdir. Bu sistemlerde payroliz gazlarının ya enerji üretimi amacıyla veya yoğunlaştırmak suretiyle başka amaçlarla değerlendirilmesi, bir takım göstergeler aracılığıyla içerideki sıcaklığın ve basıncın ve de çıkan gazların niteliğinin sürekli olarak izlenmesi mümkündür. Çağdaş teknolojinin ve otomasyonun kullanılabildiği bu yöntem, daha gelişmiş ve daha büyük ölçekli endüstriyel üretim amacına dönük işletmelerde tercih edilir. Büyük miktarda tarımsal atığı olan çiftliklerce de tercih edilebilir. Bazı firmaların bu amaçla büyük çiftçiler için ürettikleri orta ölçekli ve tekerlekli römorklar üzerine yerleştirilmiş mobil retort sistemlerini internette görebilirsiniz.
Son olarak, Dr. Anderson tarafından TLUD (üstten yakmalı, yukarı akımlı) diye adlandırılan, ama aslında yıllar önce kendisinin hocaları tarafından geliştirilmiş olup, günümüzde özellikle az gelişmiş ülkeler için küçük ölçekli temiz enerji kaynağı olarak önerilen bir sistemden söz edelim. Halen “Temiz Pişirme için Küresel Birlik” adına yürütülen projenin gözdesi olan bu sistem aynı zamanda biochar için de biçilmiş kaftan olduğundan, permakültür çevrelerinde de çok popüler.
Bu da iç içe iki tekneden oluşan ama orta boy bir kova boyutlarında küçük bir sistem olarak tasarlanmış. İki tekne arasında kalan ara bölümde yakıt bulunmuyor, bu bölüm sadece ikincil hava akımının geçtiği bir kanal görevi görüyor. Tüm yakıt, yanma odası işlevini gören içteki teknede bulunuyor.
Yanma odasına, alt tarafındaki küçük ve de açılıp kapatılarak ayarlanabilen bir kapakçık ile kontrol edilebilen bir hava deliği ile dışarıdan kısıtlı hava girişi sağlanıyor ve bu delik sayesinde çok sınırlı miktarda ve yukarı doğru bir hava akımı yaratılıyor ve sürecin gidişatına göre bu hava akımı ayarlanabiliyor. Sürecin en başında gene bir miktar yakıt feda ediliyor; yani içteki yanma odasındaki yakıt, istifin en üstüne yerleştirilen çıra sayesinde üstten tutuşturuluyor. Tutuşur tutuşmaz ortasında dar bir delik bulunan üst kapağı kapatılıyor ve alttan gelen birincil hava akımı sayesinde yanma süreci ilerledikçe payroliz yüzeyi yavaş yavaş aşağıya doğru hareket ederken, çıkan payroliz gazları üst taraftan yanma odasını terkediyor ama dışarı çıkar çıkmaz ara bölümden gelen ikincil hava akımı ile buluşarak yanmaya başlıyor ve bir enerji kaynağı olarak değerlendiriliyor. Böylece hem yanma odasında payroliz ile biochar elde ediliyor, hem de payroliz gazları yakılarak bir ocak olarak kullanılıyor. Eğer amacınız biochar elde etmek ise pişirme hizmeti bedavaya geliyor, yok eğer amacınız pişirme ise biochar bedavaya geliyor; permakültür mantığı elbette buna bayılıyor.
İlk tutuşturulduğunda en üstte olup payroliz süreci boyunca yavaş yavaş aşağıya inen payroliz yüzeyi nihayet en dibe ulaştığında biyokütlemiz tamamen kömürleşmiş ve biochar’a dönüşmüş oluyor. Bunun işaretini ise en üstte yanan payroliz gazlarının renginde ve şiddetinde gördüğümüz değişimden anlıyoruz ve bu sayede, onca emek ile elde ettiğimiz biochar cayır cayır yanmaya başlamadan sıfır kül -ya da sıfıra yakın kül- ile en az fireyi vererek başarılı bir üretim gerçekleştirmiş oluyoruz. Bu ölçekte bir sistemde biyokütle yaklaşık yarım saatte tamamen biochar haline geliyor, üstelik yarım saat boyunca size bir ocak olarak hizmet veriyor. Bana göre ülkemizde çok yaygın bir kullanım alanı olabilir. Eğer babayiğit bir firma çıkar ve bu tasarımı kullanarak biochar ocakları üretmeye karar verirse bence piyasada tutar, böylece hem iyi para kazanabilir hem de doğaya ve tarıma ve ülkemize ve insanlığa değerli bir hizmet sunmuş olur.
Dr. TLUD’un web sayfasını incelerseniz ABD gibi savurgan bir ülkede bile onyıllardır böylesi basit bir konunun nasıl ciddiye alındığını, nasıl da yoğun ar-ge çalışmaları yürütülüp ne emekler verildiğini görüp hayranlığınızı ifade edebilir, ve bu meyanda “batı medeniyetini” seyrederek hayatlarını harcayan yoksul bir ülkenin aydınları olarak meğer neleri ihmal ettiğimizi de fark edebilirsiniz; ilaveten belki üniversite kantinlerinde okey vs oynayarak ömürlerinin en verimli zamanını tüketenler arasındaysanız eğer, eh, bir parça mahçubiyet hissetmek de mümkün. Ama üzülmeyin, hiç bir şey için geç değil. Yeter ki karar verelim. Unutmayalım ki, kırk-elli yıl önce G.Kore’nin gelişmişlik düzeyi bizden çok farklı değildi. Yeterince gerilip gerilip tüm olumlu enerjimizle sıçrarsak, uzay çağını da, bilişim çağını da yakalamak iş mi? İş, medeniyet peşinde koşarken insanlığımızı korumakta.
Daha basit çözümler arasında, biyokütleyi minyatür bir metal kutu içine tıkıştırıp evinizdeki sobanın veya mutfağınızdaki kuzinenin içinde veya belki de mahallenizdeki pidecinin fırınında bile biochar elde etmeniz teorik olarak mümkün; ama işin uygulama kısmını da düşünmek durumundasınız. Payroliz bittikten sonra o sıcak metal kutuyu ateşin içinden alıp, yangına sebebiyet vermeden emniyetli bir şekilde nasıl taşıyıp da suyla buluşturacaksınız; veya suya daldırdığınızda açığa çıkan yoğun duman ve buharın çevreye vereceği rahatsızlığın nasıl önüne geçeceksiniz; veya bu gibi pratik sorunlar biochar üretiminin meskun mahallerde yapılmasını kısıtlayan ve çevre koşulları emniyete alınmış olan özel alanlarda yapılmasını emreden etmenler arasında. İnternette kırk farklı yöntem görebilirsiniz dedik ya, belki de kırkbirinci yöntemi siz tasarlayacak ve literatüre kazandıracaksınız. Neden olmasın?
Çok çeşitli yöntemler kullanan çok çeşitli tasarımlar arasında bence bu kadar örnekle yetinelim ve şimdi de elde ettiğimiz biochar ürünü ile neler yapabileceğimize bakalım.

» » sonraki

Paylaşın: