Biochar’ın Tarımsal Önemi

Tarım alanlarında biochar kullanımı, daha önce belirtildiği gibi, biochar’ın karbon veya kömürden müteşekkil bir malzeme olmasıyla zerre kadar ilgisi olmayan ve doğrudan doğruya kompost uygulamaları çerçevesinde ele alınması gereken bir konudur.
Aksi halde, biochar elde eder etmez hiçbir biyolojik işleme tabi tutmaksızın doğruca toprağa vermeye kalkarsanız, muhtemelen bir kaç yıl o topraktan hayır göremezsiniz. Ha, birkaç yıl sonra ne olur derseniz, evet eninde sonunda mutlaka faydasını görmeye başlarsınız ve biochar’ın değerini anlarsınız ama o birkaç yılı neden kaybedesiniz ki?
“Ham biochar”ın tarımda asla kullanılmaması gereken bir ürün olmasının nedeni basit: çok yüksek soğurma özelliği!
Doğruca toprağa verilen ham biochar o muazzam soğurma kapasitesiyle, toprakta ne var ne yoksa hepsini, bitkilerinizin rızkı olan tüm besin öğelerini emer ve bitkilere bir şey bırakmaz ise, ne olacak? Bitkileriniz neyle geçinecek, neyle gelişip büyüyecek veya ürün verecek? Dolayısıyla ham biocharı, gerekli biyolojik işlemlere tabi tutmadan kesinlikle toprağa vermiyoruz, anayasa madde bir misali, bunu asla unutmuyoruz!
Gerek biyokütlenin kuruma sürecinde nemin, gerekse payroliz sürecinde düzinelerce farklı maddenin biyokütleyi terketmesinin ardından geride kalan saf karbon dokusunun içinde bıraktıkları delikler, gözenekler ve mikro tünelcikler sayesinde biochar müthiş bir soğurma kapasitesine sahip. Zaten bu yüzden, filtreleme ve arıtma amaçlı olarak çok yaygın biçimde kullanılan bir malzeme.
Bir avuç biocharın içindeki gözeneklerin toplam iç yüzeyinin bilmem şu kadar tenis kortunun yüzeyi kadar olduğu, veya bir kilo biochar eşittir şu kadar futbol sahası vs. gibi örneklere internette bolca rastlayabilirsiniz. Tek katlı bir evde ancak bir aile barınabilirken, aynı arsa alanını kaplayan yirmi katlı bir binanın yirmi aileye barınma imkanı sağlaması gibi düşünebiliriz. İşte bu muazzam yüzey kapasitesi, mikro-organizmalar için son derece değerli. Bu mucizevi yüzey kapasitesinin önemi sadece kapsadığı alandan ibaret değil, karbon dokusunun elektrostatik özellikleri ve bu bağlamda mikro-organizmaların ve besin öğelerinin bu mikro ölçekteki tünellerin içinde karbonun yüzeyine yapışma özelliği de çok değerli. Bu yüzden son derece zengin bir mikrobiyolojik yaşam kapasitesi yaratıyor ve bu da verime ciddi bir katkı olarak dönüyor. Ekonomiye dair bir örnekle, tüm diğer parametreleri sabit tuttuğumuzda, nüfus yoğunluğu ile GSMH arasındaki doğru orantılı ilişki gibi düşünebiliriz.
Organik Tarım ve Kompost kitabında da geçtiği üzere, toprağın içeriğindeki mantarlar daha şanslı, zira taşa, kuma, bitkinin köküne tutunabilirler ve aşırı yağış veya aşırı sulama halinde yerlerinden kolay kolay sökülüp atılmaları mümkün değildir. Oysa bakteriler ne yazık ki tutunamazlar ve akan suyla birlikte onlar da toprağın derinliklerine doğru akıp giderler. Düzensiz ve aşırı yağış alan bölgelerde, örneğin yukarıda bahsedildiği üzere Amazonlarda toprağın bu kadar fakir ve verimsiz olmasının birincil nedeni de budur. Evet her yer yemyeşil, ağaçlar mutlu mesut, dünyanın akciğerleri, amma ve lakin tarım çok zor, çünkü toprak fakir. Çünkü bakterilerin bedenlerinde hapsedilen ciddi miktarda bitki besin öğesi, her yağışta ya suyla beraber akıp gidiyor veya toprağın derinliklerinde kayboluyor ve geride bakteri fakiri bir toprak bırakıyor. Ne güzel, bakteri fakiri ama mantar zengini, biz de zaten bakteri/mantar dengesinin mantarlar lehine dönmesini istiyorduk, diye sevinilecek bir durum değil bu, zira diğer yanıyla, tarımın pek de mümkün olmadığı veya verimin çok düşük olduğu bir ekosisteme yol açtığını görüyoruz.
Asıl tercih etmemiz gereken, her türlü tarıma imkan veren, ekeceğimiz bitkiye göre bakteri/mantar dengesine ince ayar vermemize imkan veren, mikro-organizmaların kontrolünün elimizden kaçmadığı ve istikrarlı bir toprak yapısı.
Toprağın süzek olmasını istiyoruz, toprağın içinde oksijenlenme sorununa yol açan su-geçirmez tabakaların oluşmasını elbette istemiyoruz, bunlar tamam da, yolgeçen hanı misali suyun geldiği gibi akıp gittiği aşırı kumlu toprakların besin öğeleri açısından çok fakir bir ortam oluşturduğu, tarımsal verim açısından çok ciddi ama bir o kadar da yaygın görülen bir sorunu nasıl halledebiliriz? Toprağımız böylesi talihsiz bir durumdaysa, ihtiyacımız olan nedir? Toprağın içindeki mikro-organizmaları da, organik besin öğelerini de, suyu da tutacak, mikro-organizmalara sabit ve sağlıklı bir konaklama ortamı sağlayacak, kök civarında istikrarlı bir ekosistemi destekleyecek, ama kendisi de zamanla eriyip gitmeyecek, uzun ömürlü bir malzemeye ihtiyacımız var ki, biochar işte tam da böyle, tam da aradığımız çözüm.
Biochar içeriğindeki saf karbon dokusu, hani bitkilerin arzuladığı gibi suda çözünür bir formda değil; mikro-organizmaların zamanla yiyip bitirebileceği bir yapıda da değil, aksine “dirençli” veya “boyun-eğmez” terimleriyle tanımlanan “uzun ömürlü” bir yapıda. Bu sayede toprak altında binlerce yıl dayanacağı iddia ediliyor, ki nitekim Amazonlardaki terra preta örnekleri üzerinde yapılan analizler bunu doğruluyor. En muhafazakar tahminler bile biochar’ın yüzlerce yıllık ömrü olduğunu öngörüyor.
Tamam, uzun ömürlü bir malzeme olduğunu anladık; dolayısıyla tarlaya her yıl yeniden yeniden verilecek bir tür gübre gibi bir şey olmadığını da görüyoruz. Dikim çukuruna bir kereliğine konulacak ve mikro-organizmalar için ömür boyu adeta kocaman bir saray gibi, bir kervansaray gibi geniş konaklama hizmeti verecek bir üründen söz ediyoruz. Hem besin öğeleri hem de mikro-organizmalar bakımından fakir bir tarlayı, uygulama sonrasında verimli hale getirebilecek, son derece kolay ve zahmetsiz bir çözümden, bir toprak düzenleyiciden, toprak iyileştirici bir üründen bahsediyoruz.
Peki, ham odun kömürünü biyolojik işlemlere tabi tutmak suretiyle toprağa uygulanabilir hale getirdiğimiz “eski köye yeni icat” bu ürünü, nasıl elde ediyoruz? Kendimiz üretmeye kalksak zor mu? Maliyetli mi? Marketten alsak pahalı mı?
Bana göre emek dışında ciddi bir girdisi yok; batılılar pahalı bulsa da inanmayın, bence neredeyse bedava bir çözüm diyebiliriz! Her tarım işletmesinin kendi kaynaklarıyla ve kendi atıklarını değerlendirerek elde edebildiği ve zaten bu nedenle de permakültür mensuplarının çok sevdiği bir çözüm.
Hem organik tarım faaliyetlerini coşturacak, hem de bir yan ürün olarak işletmenin ciddi miktarda enerji ihtiyacını karşılayabilecek, üstelik öte yandan, adeta piyango misali, sürecin bir başka yan ürünü olarak küresel ısınmaya da esaslı bir çözüm getirebilecek, “mucize gibi” tanımlamasını sonuna kadar hak eden bir seçenekten söz ediyoruz.
Ne de güzel bir şey olduğu konusunda hemfikir isek, artık üretimine geçebiliriz.

» » sonraki

Paylaşın: