Sonsöz

Son bölüme bir soruyla girelim: sizce bir emekli, köşesinde pineklemek yerine neden böyle konulara kafa yorar, bildiklerini ve düşündüklerini paylaşmaya çalışır?
Bu çalışmamızda olsun, daha önceki Organik Tarım ve Kompost adlı çalışmamızda olsun, yazın dünyamızda bugüne dek yayınlanmış eserlerde ne yazık ki pek de fazla esamesi okunmayan hangi konudan söz edersek edelim, farkındaysanız ana hedef tek: organik tarım diyor başka da bir şey demiyoruz.
Sizce neden organik tarım diye tepiniyoruz? Çünkü geç de olsa jeton düştü, tarım, gıda ve sağlık konularında neler döndüğünü sonunda fark ettik. Gençliğimizde yıllar boyu adeta uyuduk, doğaseverlerin uyarılarını belki ara sıra duyduk ama duymazdan geldik, umursamadık; anlayalım diye zaman zaman tane tane söylediler ama yine de ciddiye almadık, ta ki nihayet tehlike yakınlaşınca işin ciddiyetini anladık. Dilerim başkaları benim kadar gecikmesinler, benim geç yaşlarda uyandığım gerçekleri onlar daha genç yaşlarda fark etsinler. Dünyamızın bugününü ve geleceğini bu hainlere, bu şeytanlara bırakmasınlar.
Gördük dediysek de, görmek öyle kolay da olmadı, bedelsiz de olmadı. Gerek aile ve arkadaş çevremizde gözlemlediğimiz, gerekse toplumun geneline yayılan sağlık sorunlarının arkasında yatan birincil neden olarak, tarımdan başlayan ve yapay gıdalar üzerinden sağlığımıza yansıyan şeytani planları gördük. Dahası, bu planların siyasi düzlemde nerelere uzandığını da gördük ve gezegenimiz adına korktuk. On yıl kadar önce duymaya başladığımız gıda ve sağlık alanındaki tehlikeler, Kenan Demirkol hoca gibi İsmail Tokalak gibi aydınların uyarıları nihayet kafalara dank etti toplumun duyarlı bir kesimi tüm açıklığıyla gerçeği gördü. Sadece ülkemizde değil her ülkede çevre ve iklim konusunda bir uyanış var. Organik tarım diye, doğal tarım ve doğal gıda diye, temiz çevre diye tepinmemizin nedeni bu. Evet bunları öncelikle kendimiz için istiyoruz ama bencil değiliz, sadece bizlerin değil sekiz milyar herkesin yararına, tüm bitki ve hayvan türlerinin yararına bir şey istiyoruz. Bencil olanlar ise bunları istemeyenler, menfaatlerini önceleyerek herkesin iyiliğine engel olanlardır.
Organik Tarım ve Kompost kitabında yaptığımız gibi bu çalışmamızda da konuya öncelikle ekoloji-politik, biraz da ekonomi-politik yaklaştık ama asıl nihai vurgularımız gene konunun etik tarafına oldu. Organik tarım devrimi açısından biochar’ın ne olup ne olmadığına kısaca göz attığımız ve pek de öyle detaya girmeksizin okuyucuyu biochar’ın teknik yönleriyle bir miktar tanıştırdığımız bu yüzeysel çalışmada kamuoyuna vermek istediğimiz mesaj gene aynı. Yakın zamanda yayınlanan Organik Tarım ve Kompost kitabında da organik tarımın tek insanca seçeneğimiz olduğunu ve bir seferberlik halinde işe giriştiğimiz takdirde çözümün hiç de imkansız olmadığını döne döne anlatmaya çalışmıştık, elinizdeki bu son çalışmada da aynı fikri biraz daha güçlendirmiş oluyoruz.
Evet, organik tarım ürünlerini kullanmak, sürüden ayrılmayı gerektiren, cesaret isteyen, oldukça zor ve biraz da aykırı bir tercih; üstelik marketin raflarında organik olan ve olmayan ürünlere bakıp karar verirken -aradaki fiyat farkı nedeniyle- maddi bedeli hiç de az olmayan bir tercih. Hele bir de organik ürünler konusunda güven sorunu yaratılarak kafaların karıştırıldığını hesaba katarsanız, tüketicilerin temiz ve doğru seçeneği tercih etmesinin “istatistiksel bir sonuç olarak” ne kadar da zorlaştırıldığı daha iyi görülür.
Organik tercih her ne kadar bireyin vicdanında ortaya çıksa da, sosyal bir canlı olmamız bağlamında, bunun ancak toplumsal ya da kamusal bir tercih olduğunda, ancak o zaman, gerçekten uygulanabilir olduğunu da bilmeliyiz. Herkesin hayat memat meselesi olan tarım, gıda ve sağlık konularında kamusal yararı önceleyen toplumcu ve haksever yaklaşımlara karşı çıkan ve her fırsatta adeta sistemin askerleri gibi davranarak ademi merkeziyetçiliği dayatanlara karşı uyanık olmalıyız; bireyselciliğin dayanılmaz hafifliğine kapılmamalı, sözde “bireysel özgürlüklerin” ardında saklanan gizil güçleri fark etmeliyiz. Kamunun haklarına karşı bireyin liberal özgürlüklerin bayraktarlığını yapanların, acaba paranın mı, yani para sahiplerinin menfaatlerinin mi avukatlığını yaptıklarını düşünmeliyiz. Koyun olmadığımız gibi, egodan ibaret bir canlı da olmadığımız gerçeği ışığında, kıblemiz ne bireyselcilik ne de çoğunluk değil sadece “hak” olmalı, doğru bildiğimize sarılmalı, kamuoyundaki bireysel tercihlerin basit vektörel bileşkesine eyvallah dememeli; sürü olmayı kabullenmeyen bir topluluğun içindeki bilinçli bir sosyal canlı olduğumuz gerçeğinden hareketle, topyekün aydınlanmaya, küresel ölçekte insan gerçeğinde birleşmeye ve kitlesel örgütlü uyanışın sinerjik etkisinden yararlanmaya çalışmalıyız.
En temel yaşam haklarımız adına küresel şeytanın sistemine karşı mücadele ederken menfaat temelli değil hak odaklı düşüneceğiz, Hak’ka tutunacağız, Yaradana sığınacağız, yani yaradılıştan gelen haklarımıza sarılacağız ve tevhid’den gelen yani birliğimizden kaynaklanan gücümüze dayacağız.
Özellikle de temiz rızık hakkımıza, yani doğamıza sahip çıkacağız, çevre gibi, iklim gibi olmazsa olmaz değerlerimize dokunmalarına asla izin vermeyen kararlı bir tutum izleyeceğiz.
Organik tarım ürünlerini kullanmak, gerçi tüketici açısından baktığımızda günlük tüketim pratiğine ilişkin basit bir tercihten ibaret gibi görünse de, insanlığın geleceği açısından baktığımızda ise durum çok farklı, zira organik tarım ve doğal gıda alelade bir tercih, seçeneklerden bir seçenek değil, bir lüks hiç değil, hatta bir ihtiyaç olmanın dahi çok çok ötesinde, bir zorunluluk. Gelecekteki özgür ve onurlu kuşakların var olabilmesinin, bugünkü ön koşulu. Gezegenimizi ve milyonlarca bitki ve hayvan türünü kurtarmanın yegane çaresi. İnsan olmanın bilincine varmış olanlar için ise savsaklanamayacak bir görev.
Organik tarım bir hayal falan da değil, hem mümkün, hem kolay, hem de toplumsal maliyet açısından kimyasallarla kıyaslandığında -büyük resme baktığınız takdirde- çok daha ekonomik olduğu aşikar. Kompost yöntemleri ve kompostun etkisini katlayacak olan biochar gibi kompost çayı gibi verimlileştirici ve kolaylaştırıcı yöntemler de emrimize amade. Daha ne olsun? Yeter ki kamusal irade kendini göstersin ve organik tarımı uygulanabilir ve ekonomik kılacak adımları atsın. Siyaset karar verip de bu toplumsal adımlar atılıncaya dek, imkanı olanlar elbette kendi bireysel dünyalarında çabalamaya debelenmeye devam edecekler; başka çareleri var mı?
Sonuç olarak, organik tarım devrimini başarmak ve doğa, iklim, sağlık, ekonomi ve daha nice alanlarda sayısız nimetlerinden yararlanmak için bilinçli ve örgütlü bir kamuoyuna ihtiyaç var. Gerçi bugün itibariyle böyle bir kamuoyu ne yazık ki ufukta görünmüyorsa da, bu bir süreç; hayatın dinamikleri hükmünü icra edecek. Bilinçli ve duyarlı kesim erken davranıp önde giderken, kimileri de arkadan gelecek ama illa ki gelecek, zira hayatın dayattığı zorunluluklara karşı konulamaz.
Anlayacağınız o ki: organik tarımın temel girdilerinden olan kompost konusunda ve kompost uygulamaları çerçevesinde yardımımıza koşan biochar veya kompost çayı gibi konularda tez zamanda topyekün bilgilenmemiz ve elbirliğiyle icraata geçmemiz gerek.
Başlamak bitirmenin yarısıdır derler ya, bence hiç vakit kaybetmeden ve başkalarının harekete geçmesini de hiç beklemeden gereğini yapalım. Bir yandan bilgimizi artırırken bir yandan da öğrendiklerimizi uygulamaya geçelim ve doğru bildiğimiz yolda ilk adımları atalım.
Yaradan’ın nezdinde, iyi niyetle, doğru bilgiyle ve güzel ahlakla donanmış bir şekilde daha yaşanası bir dünya için mücadele etmekten daha değerli bir ibadet var mı?
Biz başlayalım da, gerisi kolay.

Paylaşın: