Anaerobik Kompost

Önceki bölümlerde, kompostun oluşumunda görev alan mikro-organizmalardan ve bunların ihtiyaç duyduğu ana unsurlar arasında ısının, nemin ve oksijenin öneminden bahsetmiştik. Ancak mikro yaşam düzeyindeki canlılar arasında, yaşamak ve üremek için oksijene ihtiyaç duymayanlar da vardır. Çünkü oksijenin olmadığı veya kısıtlı olduğu ortamlarda da hayat devam etmektedir ve doğada her canlının bir görevi, bir işlevi vardır.
Organik maddenin bozunumunda asıl görev ve işlev üstlenenler, soil-food-web yani toprak-besin-ağı dediğimiz mikro yaşam ağında yer alan aerobik canlılardır; yani bakteriler, mantarlar, protozoalar, nematodlar, arthropodlar, solucanlar ve zincirin daha üst halkalarında yer alan daha büyük boyutlu canlılar; ve tümünün de yaşamı oksijene bağlıdır, yani hepsi de aerobik canlılardır.
Ne var ki, doğa sadece oksijenin başrol oynadığı bir mecra olmadığından, merkezdeki aerobik meydanın kenarında köşesinde bazı anaerobik nişler de olduğundan, bu bölümde organik maddenin bozunmasında rol oynayan anaerobik süreçlerden de bahsedeceğiz.
Burada belirtmeliyiz ki, her ne kadar permakültür taraftarları birtakım anaerobik yöntemleri hararetle destekliyor olsa da, bir toprak biyolojisi uzmanı olan Elaine Ingham, muhtemelen kariyeri boyunca dünyaya ısrarla biyoloji gözlüğünden baktığından mıdır, yoksa nedendir, aerobik olmayan tüm yöntemlere oldukça soğuk yaklaşmakta ve patojenlerin gelişimine açık olması nedeniyle anaerobik ortamları riskli bulmaktadır. Elaine hoca ile permakültür hareketi arasındaki en ciddi fikir ayrılığı belki de bu konudur. “Aerobik mikro yaşam” ve “aerobik kompost” noktasında gösterdiği bu hassasiyet acaba yaşlı başlı duayen bir hocanın bir inadı veya bir takıntısı mıdır; yoksa konuya felsefi çerçeveden de bakabilen ilkeli bir bilgenin eninde sonunda haklı çıkacağı ve değerinin anlaşılacağı bir konu mudur; bunun yanıtı henüz bende yok ama, anlayabildiğim -ve satır aralarından sezebildiğim- kadarıyla Elaine hoca yaşamın ana ekseninin oksijen olmasından hareketle, yaşamımızı destekleyen -tarım dahil- her konuda bu nirengi noktasından ayrılmamamızı öğütlüyor. Birtakım anaerobik yöntemlerin nasıl pratik yararları olduğunu, eminim o da görüp takdir ediyor olsa da, bunlara onay anlamına gelebilecek herhangi bir işaret vermekten kaçınıyor. Mikro canlıların yüzdeyüz kontrolümüz altında olmadığını, her an nereden nasıl bir patojenik sürprizle karşılaşacağımızı bilemeyeceğimizi, işimizi sağlama alıp sadakatle oksijen zemininde kalmaya devam etmemizin daha akıllıca olacağını telkin ediyor. Saygıyla karşılıyorum. Ancak kompost kapsamında önemli bir altbaşlığı değerlendirmek adına, çok kısaca da olsa, anaerobik yöntemlerden söz etmemek olmaz. Nihayetinde bu satırları yazarken başlıca amacımız, organik tarımın gıda kalitesi üzerinde ve dolayısıyla sağlığımız üzerinde ne denli önemli bir etkisi olduğunu; ve toprağımızı ne yazık ki bu ölçüde zehirledikten sonra organik tarıma geçmenin ancak kompost ile mümkün olabileceğini; ve kompostun doğayı ve insanlığı bu şeytani beladan kurtarmanın belki de görebildiğimiz yegane çözüm yolu olduğunu kamuoyuna haykırmaktır. Aerobik kompost yöntemleri bu derdimize fazlasıyla derman olabilecek yöntemlerdir. İşte, Elaine hocanın vermek istediği asıl mesaj belki de budur. “Oraya buraya savrulmayın, dikkatinizi dağıtmayın; geleneksel kompost ve vermikompost sayesinde bu devasa sorunu pekala çözebiliyoruz, lütfen tüm enerjimizle buraya odaklanalım” önerisini ve “ilk hedefimiz organik toprak, gerisi teferruat” yaklaşımını öne çıkarmak ve bunu dünyaya benimsetmek için neredeyse ömrünü harcamak, herhalde, genç, entel, heyecanlı ve belki biraz da aceleci bir doğaseverden ziyade, ağırbaşlı, sabırlı ve haksever bir bilgenin harcı olsa gerek, değil mi?
Konuya pratik açıdan yaklaşmak belki de daha gerçekçi olacak.
Bu anaerobik süreçlerin sonunda elde edilen “ürün”, aerobik kompost yöntemlerinde elde edilen “son ürün” gibi kara toprak niteliğinde bir kompost olmayıp, daha ziyade kompostlama sürecinin bir “ara ürünü” özelliğini taşır ve diğer kompostlama süreçlerine bir aşılayıcı olarak eklendiğinde kompostlaşmayı hızlandırırarak kompostun olgunlaşma süresini kısaltır. Diğer yandan, aşılama sürecinde taşıdığı farklı tür mikro-organizmalar sayesinde kompostun içindeki biyoçeşitliliği de artırmak suretiyle “son ürünün” kalitesini de yükseltir. Genel bir ilke olarak biyoçeşitlilik zenginliği her zaman iyidir, ama anaerobik aşılayıcılarda zararlı mikro-organizmaların olup olmaması riski ise, elbette aşılandıkları aerobik süreçlerin denetimine emanet.
Batılı doğasever entellektüeller kompost konusunda yaratıcılıklarına kısıtlama getirmemiş, bir çok özgün ve ilginç yöntemler geliştirmişler; ama burada hepsinden söz etmek biraz lüks kaçacağından, sadece öne çıkan iki yöntemden söz edeceğim. Bunlar, yukarıda belirttiğimiz gibi birer kompostlama süreçleri olmayıp, biri biochar, diğeri de bokashi olarak bilinen ön-kompostlama süreçleridir.

Biochar
Biochar, odun kömürü üretimine benzer bir süreçle elde edilen bir karbon formudur ve daha ziyade ağaç parçalarının, kabuklarının ve dalların değerlendirildiği bir yöntemdir.
Kapalı bir sistemde oksijeni kısıtlayarak yanmanın gerçekleştirilmesine dayanır; böylece ısı etkisiyle malzemenin içeriğindeki karbon hariç tüm unsurların yanarak veya gaz haline geçerek malzemeyi terk etmesi, kalan karbonun ise küle değil odun kömürüne dönüşmesi sağlanır. Elde edilen ürün, delikli pürüzlü yapısıyla biochar yüzeyi, mikrobiyal yaşama -mantar kolonilerine- çok iyi evsahipliği yaparak kompostlama süreçlerinde katalizör, yani hızlandırıcı etki yapar.
Kompost süreçlerinde aşılayıcı olmasının yanısıra çok kaliteli, kimlerine göre ise “en kaliteli” toprak düzenleyicidir.
Geleneksel -sıcak- kompost sistemlerinde bir yan ürün olarak ortaya çıkan ısının değerlendirilerek bir enerji üreteci işlevi görebildiği gibi, biochar süreçlerinde açığa çıkan ısı da bu şekilde değerlendirilebilir. Biochar sistemleri, hem kompost hem enerji üreteci işlevlerine sahip, “çok amaçlı” sistemler tarzında tasarımlanabiliyor.
Kompostun küresel ısınma açısından eşsiz bir yararı da karbon tutulumunu desteklemesi, yani karbon salınımını tersine çevirmesidir. Orman katliamının yol açtığı çevre felaketlerini telafi edebilmek için yeniden ağaçlandırma yapmak elbette en etkili ve kalıcı yöntem olsa da, etkisi yıllara yayılan uzun vadeli bir çözüm yoludur. Oysa küresel ölçekte yaygın bir kampanya halinde toprağa kompost uygulaması ise, etkisini çok daha kısa sürede gösteren ve sera gazı ve küresel ısınma sorunlarını bertaraf edebilecek, çok daha hızlı bir çözümdür. Bunun için, kompost uygulamasını her yıl tekrarlayıp sürekli hale getirmek gerekir zira kompostun içeriğindeki karbon yavaş da olsa -her yıl belirli bir oranda- yeniden atmosfere salınır. Biochar ise bu konuda diğer kompost seçeneklerine göre daha avantajlıdır zira bu yöntemde atmosfere yeniden karbon salınımı neredeyse sıfıra yakındır. Toprağa uygulanan biochar, net bir ifade ile, karbon döngüsünün dışına alınmış ve “kurtarılmış” olur; adeta kömür madenciğinin tam tersi gibi, yani bir şekilde karbonu yakalayıp kömüre çevirmek ve yeniden yeraltına yerleştirmek gibi de düşünebiliriz. Böylece fosil yakıtların kullanımıyla sebep olduğumuz karbon salınımının tam tersi yönde işletilen bir süreç sayesinde ve gene insan eliyle, karbon tutulumu gerçekleştirilmiş olur. Biochar uygulamasının topraktaki yararlı işlevleri sayesinde bitkilerin gelişimini desteklemesi böylece atmosferdeki karbonun, zaman içinde tarım ve ormancılık faaliyetleri çerçevesinde fotosentez yoluyla, daha da fazla tutulumunu sağlaması ise cabası.
Tarımda kullanımının yanısıra, gözenekli biochar yüzeyinin filtreleme ve arıtma amaçlı kullanımı da mümkün.
Görülüyor ki, ilkesel olarak mesafeli durmayı tercih etsek dahi, biochar, pratik nedenlerle gözardı edemeyeceğimiz bir ön-kompostlama yöntemi olarak göz kamaştırıyor.

Bokashi
Gerek iklimsel gerekse sosyokültürel nedenlerle pirincin geleneksel ana gıda olduğu Kore’de ve Japonya’da geleneksel bir ön-kompostlama yöntemi olarak bilinen “Bokashi”, söz etmeden geçemeyeceğimiz bir diğer yöntem. Pirinç ile ilgisini soracak olursanız, bokashi’nin ağırlıklı olarak pirinç kabuğundaki yerel bakterilerle süt bakterilerinden oluşan bir kültür olması bağlamında.
Kompost son yıllarda bütün dünyada moda olmaya başlayınca, uzak doğunun bin küsür yıllık geleneksel yöntemleri de ister istemez dikkat çekti ve Japonların EMO (Etkin-Effective- Mikro Organizmalar) ve Korelilerin IMO (Yerel -Indigenous- Mikro Organizmalar) kolonileri meşhur oldu, hem batı ülkelerinde popüler hale geldi, hem de fazlasıyla ticarileşti.
Bir kompostlama yöntemi olarak Bokashi’nin ABD’de mutfak atıkları için öne çıkan bir tercih olmasının pratik bir nedeni de, mutfağın bir köşesinde küçücük kapalı bir kutuda yapılabilmesi ve neredeyse her tür atığın değerlendirilebilmesi gibi etmenler olsa gerek. Gerçekten de et, kemik, süt ürünleri vs gibi diğer bazı kompostlama yöntemlerinde pek değerlendirilemeyen atıklar EM sayesinde kolayca halledilebiliyor.
Biliyoruz ki, anaerobik bozunma süreçleri patojen üretir, kötü koku üretir, metan üretir, ama belirli bir grup anaerobik mikro-organizmalardan (başlıca türleri, maya, lactobacillus ve fotosentetik bakteri gruplarından) oluşan EM kolonisi, oksijensiz, kapalı bir ortamda birbiriyle uyumlu bir şekilde çalışıyor, patojen üretmiyor, metan değil hafif alkol, asit vs üretiyor, yaklaşık 3-3.5 dolaylarında pH değerleriyle hafif ekşi bir koku yapıyor ve organik madde üzerinde fermente edici bir etki yaratıyor. Kelime anlamı itibariyle “giderek silikleşmek, yavaşça kaybolup gitmek” şeklinde tanımlayabileceğimiz “bokashi”, organik atıkların yavaş yavaş gözden kaybolarak yokolup gitmesini çağrıştırıyor; sözlüklerde “fermente olan organik madde” şeklinde geçse de, yaygın olarak kullanılan “atık turşusu” terimi bence bu yönteme çok uygun düşüyor.
Turşulaşmış organik atıklar ise toprağa verilince pH değerleri zamanla yavaş yavaş dengeleniyor, böylece kompostlaşma süreci toprağın bağrında -veya saksıda- bir kaç hafta içinde tamamlanmış oluyor. Artık üzerine ekim dikim yapabilirsiniz. Bu atık turşusu gerek geleneksel kompost içine gerekse vermikompost ortamına aşılayıcı olarak verildiğinde ise hızlandırıcı ve zenginleştirici bir etki yapabiliyor; olgunlaşma süresini bazan yarı yarıya kısaltıyor.
Özellikle Kuzey Amerikanın bazı kentlerinde sivil insiyatif devreye girdiğinde Bokashi’nin çok popüler bir hale geldiği görülüyor. Bazı okullarda, hastane vs gibi bazı kamu kuruluşlarının yemekhanelerinde örgütlü bokashi uygulamaları adeta sosyal bir mania halini almış. Öğrencilerin izciler gibi, imece usulü bir örgütlenmeyle her gün rutin olarak bokashi yapıp, sanki bir karınca kolonisi gibi çalışmaları, kutuları yemek atıklarıyla doldurup, elden ele taşıyıp depolarda istiflemeleri görülmeye değer. Bunun arka planında, bana göre, daha ziyade atık yönetimine yakın duran ve de azımsanmayacak bir ticari boyuta sahip bir faaliyet olmasının etkisi büyük. Eğer bokashi sadece Allah rızası için yapılan ve kimsenin cebine para koymayan bir iş olsaydı, böyle hararetli destekleyiciler edinebilir miydi ve bu denli popüler olabilir miydi, pek emin değilim!
Kanada menşeli bir videodan öğrendiğime göre, yıllar önce Kore’de orta büyüklükte bir kentte, tek bir apartmandaki ev hanımlarının kendi binalarındaki atıklar ile başlattıkları bir bokashi projesi, kısa sürede tüm kente yayılmış ve kentin civarındaki tarım alanlarına organik gübre sağlayarak ekonomik boyut da kazanan, çevreci bir örgütlenmeye dönüşmüş. Bireysel veya küçük ölçekte başlayan sivil girişimler, görüyorsunuz, bazan çok etkin olabiliyor, bir kıvılcım etkisi yaratabiliyor.
Bu kentin öyküsü, adeta ülke tarımından umudu kesmişcesine “kent tarımcılığı” diye aylardır haykıran Seymen kardeş için biçilmiş kaftan diyebileceğimiz özgün bir örnek değil mi? Tarıma gönül veren bu değerli gazetecimiz, belki bu olguyu sosyolojik açıdan da inceleyip izleyicilerine anlatırsa, belki kompost kültürümüzün gelişmesi için çok yararlı olabilecek bazı dersler çıkarabiliriz; ne dersiniz? Biz yine de görevimizi yapalım ve kendisine bu satırlardan selam yollayıp, “kent tarımı” kavramının abartılıp neo-küreselleşme kampanyalarına meze olmaması açısından, Birgül hoca’nın uyarılarına kulak vermesini önerelim.
Bizde de güzel ve özgün örnekler var, ama ne yazık ki yayılamıyor, münferit ve izole kalıyorlar.
Çok beğendiğim bir tanesi de geçenlerde internette tesadüfen rastadığım “meyvelitepe” örneği. Çeşitli kompost ve tarım deneyimlerini çok hoş bir tarzda anlatıyorlar. Anadolu’nun ücra köşelerinde, henüz bilmediğim ve belki de yıllarca hiç haberdar olamayacağım, kimbilir ne cevherlerimiz var. Dilerim ulusal çapta ve kapsayıcı bir iletişim platformu kurulur ve böylesi değerli örnekleri kamuoyunun gündemine taşır da, hak ettikleri saygıyı görürler, yaptıklarıyla herkese örnek olurlar, doğaseverler tarafından örnek alınırlar. Zira, bilgi ve sevgi paylaşıldıkça büyür.

» » sonraki