Arıtma-Enzimler

Bir konudan daha bahsetmeden geçmeyelim.
Doğrusu birkaç ay öncesine dek tamamen habersiz olduğum bu kompostlama yöntemiyle bu yıl Gaziemir’de düzenlenen tarım fuarında verilen bir seminerde tanıştım. Çok fazla bilgi sahibi olmasam da, enzim ağırlıklı olarak geliştirilen bir yöntem olup, hem tarımda, hem kompostlamada, dolayısıyla da arıtma süreçlerinde kullanıldığını öğrendim.
Hammaddesi ise köken itibariyle kuzey denizinde İsveç kıyılarında yer alan yosun çiftliklerinde yetiştirilen bazı özel yosun türlerinden elde ediliyor.
Süreç, bir takım enzimlerin birtakım bakteriler üzerinde katalizör etkisine dayanıyor ve sistem, pürüzlü gözenekli kristal yüzeylerinin bu bakteri kolonilerine, tıpkı biochar örneğinde olduğu gibi, evsahipliği yapması şeklinde tasarlanmış.
Açıkçası, bu da es geçemeyeceğimiz bir kompost yöntemi, üstelik diğer bazı yöntemler gibi doğasever entellektüellerin halka anlatmak için yırtındıkları öyle afaki bir yöntem falan da değil, aksine, daha şimdiden fazlasıyla ticarileşmiş, hatta çoğumuzun haberi bile olmadan piyasayı kapmış götürüyor. Bireysel konutlardan büyük sitelere değin çok yaygın bir uygulama alanı olan, bazı büyük binaların, turizm tesislerinin hatta bazı belediyelerin arıtma tesislerinde kullanılan, üstelik birçok özel ve resmi kuruluşun halen müşterisi olduğu ve belirgin avantajları olan bir yöntemden, hazır bir sistemden söz ediyoruz.
Ancak ne yazık ki, bilgisi, teknolojisi bize ait değil. Etken maddesi tarımda kullanılabildiği gibi, büyük hayvancılık tesislerinde kompost amacıyla da kullanılmakta, hatta büyük ölçekli endüstriyel uygulamalarında biogaz ve enerji üretimi gibi işlevleri dahi söz konusu. Fuardaki seminerde, elektronik kartlardaki entegre devrelerin metal kısımlarının ayrılarak geri kalan kısmının dekompoze edilmesi şeklinde, ilginç birtakım kompostlaştırma örneklerinden bile söz edildiğini hatırlıyorum.
Biyoteknolojiyi geliştiren her kim ise nemasını da o toplayacak elbette. Eğer milyonlarca euroya malolan böyle bir sistemi satın alırsak, sadece yatırım sermayesi dökmekle kalmıyoruz, yıllar boyu tüketim malzemesini de almak zorunda kalıyoruz ve ithalat bağımlısı oluyoruz. En belirgin dezavantajı bu.
Biz ne yazık ki, -veya ne iyi ki- doğal kaynak zengini bir ülke değiliz, eğer olsaydık, muhtemelen petrol zengini Arap ülkeleri gibi iyice yan gelip yatan, tam anlamıyla asalak bir toplum olur çıkardık, şeklinde yaygın bir söylem vardır ya, bence bu seçenek tam da doğal kaynak zengini olup bedavadan yaşayan o tür ülkeler için.
Biz ise sermayesi ve kaynakları kıt bir ülkeyiz, nüfusumuz yoğun, ihtiyaçlarımız büyük boyutlarda, yani herhangi bir konuda ihtiyacımız olan her ne ise oturup, emeğimizle bizzat kendimiz yapmalıyız; zira koşullarımız bizi buna zorluyor. Söz konusu ettiğimiz sistemler ise hazır sistemlerdir, yurt dışından ithal ediliyor ve çok ciddi meblağlar ödeniyor ve kullandıkça da, tüketim malzemesi ile gider yazmaya devam ediyor. Gerçi şimdi tanıtım döneminde fiyatlar biraz daha makul olsa da, gelecekte piyasaya egemen olduklarında fiyatlar ne olur, bilinmez.
Ancak sormak durumundayız: onca üniversitemiz ne güne duruyor? Biyoteknoloji uzmanı akademisyenlerimiz ne yapıyor? Şirketlere verilen ar-ge teşvikleri nerelerde kullanılıyor?
Seymen kardeş bu konuya da bir el atsa da, onca dövizimiz boş yere dışarı gitmese, değil mi?
Yeri gelmişken, soğuk denizler, yosunlar ve enzimler vs demişken, soralım:
Antartika’ya her yıl giden bilim adamları grubunda acaba, bu tür enzimleri elde edebileceğimiz yosunlar üzerinde çalışma yapan biyoloji uzmanları var mı? Üniversitelerimizde biyo-teknoloji üzerine çalışan araştırma gruplarının, yosun özütlerine ilişkin ar-ge projeleri var mı?
Bazı ülkelerin ciddi miktarda balıkçılık kotası alabildikleri Antartika’da, acaba kendimize ufakça bir parsel ayırıp mutavazı bir yosun plantasyonu kurmayı, veya deneme üretimi yapmayı düşünenlerimiz var mı?
Çağımız bilgi çağı ya, aynı zamanda elbette biyoteknoloji çağı. Tarıma ve doğaya dair her konuda araştırma yapmak, yeni bilgi üretmek veya mevcut bilgiyi kullanarak hayatımızı kolaylaştıran küçük yenilikler üzerinde çalışmalar yapmak, üniversitelerin ve akademisyenlerin en doğal görevi değil mi?
Bu bölüm ile, kompostlaşma süreçlerini hızlandıran, katalizör etkisi gösteren bir başka yaygın yöntemden de söz etmiş olduk. Her ne kadar vermikompost ve geleneksel kompost gibi, kompost alanında acilen adım atmamız gereken bir yöntem olmasa da, kendine özgü avantajları olan bir kulvar olduğunu ve bu seçeneği tamamen göz ardı edemeyeceğimizi belirtmeliyiz. Kamuoyunda konuya yönelik ilginin artmasını, ve bunun gelecekte ar-ge çalışmalarına ve hatta yatırımlara dönüşmesini umarak, çok önemli bir başka konuya geçelim.

» » sonraki

Paylaşın: