Geleneksel Kompost

Doğayı gözlemleyerek, taklit ederek, deyim yerindeyse kopya çekerek uygulanan en eski kompost türü elbette, geleneksel kompost veya ısıl kompost/termal kompost diye anılan yöntemdir.
Biraz iddialı olsa da çok net bir ifade ile, toprak kalitesine ilişkin olup da geleneksel kompostun halledemeyeceği herhangi bir sorun yoktur diyebiliriz.
Kuraklık, küresel ısınma ve sera gazı gibi çevresel sorunlar açısından baktığımızda ise kompost, ağaçlandırma kampanyalarından çok daha hızlı sonuç veren bir çözüm olarak değerlendirilir ve tarım, ormancılık gibi toprağa dönük faaliyetlere mutlaka eşlik etmesi önerilir. Bu nedenle doğaseverlerin, çevre sorunları karşısında dünyayı kurtaracak aslan olarak kamuoyuna tanıtmaya ve benimsetmeye çalıştıkları yöntemdir.
Elaine hoca’nın da ısrarla ve önemle üzerinde durduğu, her çiftçiye mutlaka ama mutlaka yapmasını önerdiği yöntem olan geleneksel kompost, neredeyse sıfır diyebileceğimiz çok düşük maliyetiyle, kamu kaynaklarını da, işletme bütçelerini de en iyi koruyan seçenektir; çünkü doğadaki bozunma süreçlerinin aynısının insan eliyle ve biraz hızlandırarak uygulanmasından başka bir şey değildir. Tüm diğer kompost yöntemlerinin az ya da çok bir yatırım ve/veya işletme maliyeti varken, geleneksel kompost neredeyse “bedava sirke” misali “baldan tatlı” bir çözümdür.
Peki kompost yapmak zor mudur?
Zorluk bir yana, geleneksel kompost, tarımsal faaliyetler içinde düşünebileceğiniz en basit ve en ilkel uygulamalardan biridir. Öyle ahım şahım bir bilgi gerektirmez ama biraz emek ve biraz da özen gerektirir. Biraz cafcaflı bir ifadeye göre “kompost yapmak bilimdir, ama iyi kompost yapmak sanattır”. Ama zaten her ne yaparsanız yapın, “yapayım da benden çıksın” mantığıyla değil, özenle, sevgiyle, ciddiyetle, saygıyla yapmalısınız.
Kimi okuyucuların muhtemelen mutfaklarında tanık oldukları bir olaydan örnek verelim; diyelim ki, manavdan birkaç kiloluk bir sebze, mesela bezelye veya bakla veya fasulye ya da belki meyve falan aldınız, kabuklarını ayıkladınız ve orta ölçekte azot-yoğun bir çöp poşeti ortaya çıkmış oldu; eskaza çöpe atmayı unuttuysanız, hele bir de üzerine birkaç saat boyunca güneş de vurduysa eyvah, ertesi gün çöpün ısındığını ve kokmaya başladığını görürsünüz. İşte, ayıkladığınız kabuklarda doğal olarak bulunan yerel bakteriler sayesinde çürüme ve bozunma başlamış demektir; buyrun size bir termal kompost örneği.
ABD, Kanada gibi mekanın cömertçe kullanıldığı, geniş bahçeli müstakil evlerin ağırlıkta olduğu ülkelerde, her mevsim dönümünde bahçelerde ortaya çıkan büyük miktarlardaki bitkisel atıklar, budama artıkları, kuru yapraklar, dallar, yolunmuş otlar vs eskiden çöp muamelesine maruz kalırdı ve çöp toplama alanlarına gönderilen atıkların yaklaşık dörtte birini oluştururdu. Bunun kamuya nasıl bir maddi yük getirdiğini tahmin edersiniz. Ancak bahçe atıkları konusu bir süredir daha farklı değerlendiriliyor; kamunun, sivil toplum kuruluşlarının, mahalle insiyatiflerinin ve de üniversitelerin ortak çalışmalarıyla, organik atıklar artık sosyal sorumluluk kapsamında görülüyor. Her bahçe sahibi kendi bahçe atıklarını kompostlamak zorunda, çöpe atmak yasak ve buna aykırı davrananlara birçok belediye artık maddi yaptırım uyguluyor. İngiltere gibi, yaşamın daha dar alanlarda sürdürüldüğü ülkeler de kompost modasına uymuşlar, kendi bahçesinde kompost yapacak yeterli mekan bulamayanlar için meydanlarda, parklarda mahalli kompost noktaları oluşturulmuş, hatta kompost konusunda danışma hizmeti sunan mahalli merkezler bile var; hatta insanlar o kadar benimsemişler ki, olayı adeta rutine bağlamışlar, sabah veya akşam vakti, spor veya köpek gezdirme amacıyla parklara uğradıklarında günlük organik atıklarını -yani çöp poşetlerini- yanlarına alıp, mahalli kompost kutusuna bırakmayı ihmal etmiyorlar. Doğaya saygı, çevreye saygı ve duyarlılık örneklerine tanık olmak, ne kadar güzel, değil mi?
Arabasının camından izmaritini, kağıt mendilini, sigara paketlerini yola bırakan “nokta nokta”lar ile kıyasladığımızda, doğrusu insan imreniyor. Medeniyet düzeyine veya farkına dair bir kıstas arayanlara, ne teknoloji, ne silah sanayi, ne eğitim düzeyi veya sermaye birikimi vs değil, işte böylesi duyarlılıkları esas almalarını öneririm. Medeniyet veya insanlık kimilerinin içinde var, kimileri ise “olmamasıyla mağrur”, adeta “öküzlük karakterimdir” diyor, üstelik “var mı bana yan bakan” diye topluma posta koyuyor.
Bunlar için yegane çözüm; Yaşar Nuri hocanın vurguladığı gibi “toplumsal müeyyide”; yani örgütlü toplumun ve kamusal otoritenin can acıtıcı tarifelerde uygulayacağı para cezası veya idari cezalar, yüklü tazminatlar hatta kamu haklarının kısıtlanması gibi caydırıcı yaptırımlardan başka bir çare malesef yok. Öküzle iletişim kurmak için, öküzün anladığı dilden konuşmak gerek. Bu iflah olmaz karakter bir gün bir fabrika kuruyor, yasal mevzuat hatırına arıtma tesisini de yaptırıyor ama elektrik faturası az gelsin diye arıtmayı çalıştırmayıp fabrikasının pisliğini zehirini gene Ergene’ye boşaltıyor. Doğaya karşı, yani sonuç olarak kamuya karşı böylesi ihanetlerin maddi telafisi yok; bu nedenle, büyük meblağ dahi olsa sadece para cezaları ile yetinemeyiz! Doğayı taammüden katleden böylelerine etkili ve zorlayıcı yaptırımların şart olduğunu vurgulayalım ve konumuza dönelim.
Batılı gelişmiş ülkelerin yerleşim bölgelerindeki evsel atıkların geri dönüşümü çerçevesinde, müstakil evlerde yaşayanlar bahçelerinde artık mutlaka bir kompost kutusu bulunduruyorlar, tüm bahçe atıklarını orada toplayıp hem atık yönetimine katkı sağlıyor hem de bahçe toprağının organik bileşenlerini artırmış oluyorlar. Bahçelerde termal kompost uygulaması bu kadarla kalmayıp, bir kısım mutfak atıkları için de geçerli bir yöntem, ama bizim bu bölümde asıl hedefimiz tarım, yani tarımsal faaliyetler çerçevesinde kompostlama.
Elaine hocanın yapılmasını ısrarla teşvik ettiği kompost, bahçe ve mutfak atıklarıyla sınırlı olmayıp bundan daha da önemlisi çiftçilerin kendi tarlalarında, hayvanlarını otlattıkları meralarında, meyve bahçelerinde tarımsal faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak, “tarımsal” organik atıklarını kullanarak kompost yapmalarıdır.
Burada atık yönetimi ikinci plandadır, çünkü bu atıkları aslında “atmak” zorunda değilsiniz, öylece bıraksanız da doğa zaten bunları en çok bir-iki yıl içinde “hallediyor”. Yani burada amaçlanan, atıktan kurtulurken atığı değerlendirmek ve tarımsal etkinliklerde atıktan yararlanmak.
Oluşum süreçlerine baktığımızda, tarım ve hayvancılık işletmelerinde geleneksel kompost, organik atıkların yerde üstüste yığılmasından ibarettir ve genellikle yaklaşık bir metreküp boyutlarında bir öbek halindedir. Bu öbek en içten başlayarak ısınmaya ve bozunmaya, yani çürümeye başlar; “en içten” çünkü ısının maksimum olduğu yer genellikle öbeğin ortasıdır. Isındıkça çürüme hızlanır ve yayılır, ancak bu biyolojik bozunma sürecinin havaya ve suya da ihtiyacı vardır. Öbeğin kuruması halinde bakteriler ölür ve hani çayırda yerde gördüğünüz kuru tezek misali, çürüme durur. Yeterli havanın yani oksijenin olmamasının sonuçları ise daha kötüdür: öbeğin içinde anaerobik ortam oluşur ve üremeleri oksijene bağlı olmayan patojen nitelikte zararlı anaerobik bakteriler sürece egemen olur, diğer yandan merkezdeki aşırı ısınma malzemeyi kavurur ve kapkara inorganik bir kitle oluşur. Ve öbekten yükselen kötü kokular, bitkiler için çok değerli bir besin öğesi olan azotun öbeği terketmekte olduğunu, elimizde kalan malzemenin ise ne yazık ki artık gübre değeri taşımaktan gitgide uzaklaştığını size haber verir.
Tarım ve hayvancılık sektöründe kompostlama faaliyetleri, gübre üretiminden veya atık yönetiminden çok daha fazlasıdır. Yani burada kompostun asıl önemi, yapay gübreler gibi bitkiyi desteklemekten ziyade toprağı desteklemek, toprağın biyolojisini güçlendirmek veya kimyasal gübre, ilaç vs ile katledilen biyolojiyi toprağa geri vermektir. Kompost zaten organik gübre niteliğinde olduğundan, toprağı iyileştiren ve destekleyen ve bitkileri güçlendiren geniş kapsamlı bir etki yaptığından, zararlılara karşı mücadeleyi de destekler, zehirli ilaç kullanımına olan “ihtiyacı” sınırlar veya sıfırlar. Bitki köklerinin güçlenip daha derinlere inmesi, sulama ihtiyacını da azaltır. Yani nereden bakarsanız bakın, çok boyutlu bir kazanç söz konusu. Hatta, daha önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi, aşırı killi veya aşırı kumlu topraklar üzerinde bir toprak iyileştirici, dengeleyici, düzenleyici işlevi de vardır. Peki, toprağın biyolojisini de, hatta toprağın dokusunu da iyileştiren bu geleneksel kompostun özellikleri nelerdir?
Hatırlarsınız, yukarıda “iyi kompost” terimini kullandık. Demek ki kötü kompost da olabiliyor. Eğer kompost materyallerini seçerken dengeli bir yığma yaparsak, yani C/N oranına, öbeğin iç havalandırmasına, nem oranına dikkat edersek, öbeğin içinde anaerobik kısımların oluşumuna izin vermeden kompostun olgunlaşma aşamasına gelmesini sağlarsak, bir kaç hafta içinde koyu kahverengi renkte (asla kapkara değil), tertemiz orman kokan bir ürün elde ederiz ki, içinde çok zengin mikrobiyal yaşam barındıran ve organik kara toprağı oluşturan öz, işte budur. İdeal kompostun rengini Elaine hoca %70 kakao içeren bitter çikolata rengi, diye tarif ediyor. Tabii elde edilen bu kompostu çeşitli şekillerde değerlendirebilirsiniz; örneğin en yaygın kullanım olarak malç yaparsınız, yani toprağın yüzeyine serersiniz ve içeriğindeki bakteri ve mantarlar yavaş yavaş alttaki tabakalara yayılır, böylece kompost, hemen altındaki toprak kitlesi üzerindeki biyolojik etkisini göstermeye başlar. Eğer kurumasına izin vermez ve canlı tutarsanız, kompostun olgunlaşma süreci yani bakteri ve mantar ve diğer mikro-organizmalardan oluşan mikrobiyal koloninin gelişim süreci daha da sürer. (Hatırlarsınız, hasat edilen solucan gübresi için de aynı olgunlaşma süreci söz konusu.) Bu malç tabakasının üzerine ekim dikim de yapabilirsiniz; evet kompost bir tür gübredir ama aynı zamanda organik toprağın ta kendisidir, en kaliteli halidir. Kompostun tamamen olgunlaşması elbette iklim koşullarına da, C/N oranına da, nem içeriğine de bağlıdır. Örneğin, bir öbeğin tam olgunlaşma süreci sıcak iklimde bir kaç ayda tamamlanıyorsa, daha soğuk iklimde bir yılı bulabilir; ama kompost öbeğine kattığınız materyalin nitelikleri de önemlidir.
Örneğin yeşil madde ağırlıklı bir öbek azot bakımından ve bakteri tür ve sayısı bakımından daha zengin olup, çok daha kısa sürede olgunlaşırken, daha ziyade ağaç dalları, kurumuş yapraklar, talaş, kağıt, karton vs içeren ve yeşili az, kahverengileri çok olan bir öbeğin olgunlaşması çok daha uzun zaman alabilir. Hele bir de nemlendimeyi de ihmal ederseniz, ve hele parça büyüklüğüne de pek dikkat etmemişseniz, birkaç yıl sonra dahi öbek içinde henüz bozunmaya uğramamış maddeler görebilirsiniz.
Görüyoruz ki, nasıl ki solucan mamasının terkibindeki materyalin C/N oranı çok önemliyse, geleneksel kompost öbeğinin C/N oranı da önemli. Örneğin eğer mevsimlik sebzeler için azot yoğun bir kompost isterseniz, yeşil ağırlıklı bir öbek kuracaksınız ve bu öbek hızla ısınacağı için sık sık sıcaklık kontrolü yapacaksınız ve anaerobik oluşumlara karşı öbeği havalandırmak ve soğutmak için alarmda olacak ve çevirme zamanını sakın kaçırmayacaksınız. Adeta zamana karşı yarışacaksınız. Öbeği bırakıp bir iki haftalığına tatile gidemezsiniz, çünkü döndüğünüzde kapkara kavruk bir kitle ile karşılaşabilirsiniz ve bütün emeğinize ve onca doğal materyale yazık olur. Ama buna karşılık, eğer mantar ağırlıklı kompost istiyorsanız, rahatsınız, zira kahverengi, yani karbon ağırlıklı bir öbek kuracaksınız ve olgunlaşma süreci çok daha yavaş olacağından, telaşa hiç gerek yok.
Geleneksel kompost öbeğindeki C/N oranı 30:1 civarında veya altındaysa buna “sıcak kompost” da denir ve sürecin başından itibaren sıcaklığın yükselmesi sayesinde patojenleri ve istenmeyen tohumları da yok eder ve daha steril bir kompost üretir; ancak tarım koşullarınız farklıysa ve böyle kaygılarınız yoksa bu oranın daha yüksek, örneğin 60:1 olduğu (soğuk kompost) bir öbek tercih edebilirsiniz.
Görüldüğü gibi, hedeflediğiniz bitkiye göre bir toprak yapısı ve toprağa göre kompost tercihleri söz konusu. Örneğin mantar ağırlıklı bir kompost yapar ve bakteri ağırlıklı bir toprağa uygularsanız, bakteri-sever ayrık otlarının çanına ot tıkar ve gelişim dizisinde daha üst basamaklara tekabül eden bitkileri, örneğin meyve ağaçlarını desteklersiniz, daha çok gelişmelerini sağlarsınız.
Sonuçta bu “kırsal kompostun” başta gelen hedefi doğal yaşamı ve organik tarımı yeniden ihya etmek, ürünlerin yeniden doğal ve sağlıklı ürünler olmasına katkı sağlamaktır. Yani sadece arka bahçemizin veya çiçeklerimizin güzelliği için değil, temiz toprak, temiz gıda ve sağlıklı toplum için, tüm tarımsal alanlarda kompost uygulamaları çok büyük önem taşıyor.
Termal kompost yaparken, artık çok ucuza edinebileceğimiz ölçüm cihazları sayesinde, hem içerisindeki sıcaklığı izleyeceğiz hem de nem oranını; ve zaman zaman öbeği ters yüz ederek merkezde bulunan ve tepkimenin yoğunluğu nedeniyle aşırı ısınmış ve oksijenini tüketmekte olan kısımları kenarlara alıp havalandıracağız ve böylece öbeğin her tarafına sırayla ve eşit miktarda oksijen ve nem sağlamaya, her tarafın eşit veya dengeli bir şekilde kompostlaşma sürecini tamamlamasına özen göstereceğiz. Bu kadar basit; biraz bilgi, biraz emek, biraz özen.
Bunun için değişik tarzlar var: öbeği sık sık, günde belki üç beş kez altüst eden gayretkeş arkadaşlar da var; hatta kompost malzemesini yatay silindir şeklinde döner bir varilin içine koyup, günde belki de kırk kez, yanından her gelip geçtiğinde kolu döndürerek hoop içerdeki malzemeyi alt üst edip çeviren de var. Ama Elaine hoca uyarıyor: kompostun olabildiğince hızlı, örneğin bir iki hafta içinde tamamlanacak şekilde yapılması ve tüm bu süreç boyunca en fazla üç ila beş kez çevrilmesi halinde, içindeki bitki besin öğelerinde minimum kayıp -yani maksimum koruma- sağlanabileceğini ve kompostun gübre değerinin o ölçüde artacağını iddia ediyor. Öbeğin ideal boyutunu ise, 3 ila 5 feet arası, yani cm’ye çevirdiğimizde kenarları 90 cm ile 150 cm arasında bir küp veya silindir şeklinde tanımlıyor. Her çiftçinin kolayca anlayacağı ve uygulaması çok basit ve standart bir yığma ve çevirme yöntemi geliştirmişler, herkese öneriyor ve öğretmeye çalışıyorlar.
Daha büyük çiftçiler için ise tek bir öbek ihtiyacı karşılamadığından, windrow adı verilen ve kesintisiz bir sıra halinde yanyana dizilmiş öbeklerden oluşan, gerektiğinde traktör yardımıyla da çevrilebilen bir yığma yöntemi söz konusu, ama mantık aynı: bakterilerin ısıya, neme ve oksijene ihtiyacı olduğunu, ve mümkün olan en kısa sürede kompostlaşmanın tamamlanıp ısının düşürülmesi ve anaerobik ortama izin verilmemesi gerektiğini ve de elde ettiğimiz kompostu ya -tercihen- hemen ya da kısa bir süre içinde kullanmamız gerektiğini unutmuyoruz.
Bu yöntemi fikir planında çok takdir etmekle birlikte, biraz tembel ve üşengeç yapıda biri olduğumdan, ne yaparız, nasıl yaparız da şu çevirme işinden yırtarız diye düşünürken aklıma “işi bilecen işe gitmeyecen” misali bir yöntem gelmişti. Yahu, madem oksijen bu kadar önemli, ısı da önemli, o halde şu öbeğin içine, ince dalların etrafına doladığım bir miktar çit teli veya kümes teli gibi tellerden müteşekkil bir havalandırma borusu yerleştirsem, hem tellerin arasından öbeğin iç kısımlarına doğru oksijen sağlanır hem de metal tellerin iletkenliği sayesinde merkezdeki ısıyı dağıtmış oluruz, anaerobik oluşumları da engellemiş oluruz diye zihnisinir bir tasarım yapmış, denemeye karar vermiştim. İşe bakın ki, meğer Johnson-Su adındaki adamın biri, benim bu yaratıcı beyin dalgalarımı sinsice yakalamış ve bahçesinde uygulamış! Gerçi beni tam anlayamamış, zira ben metal teller düşünürken adamcağız yaklaşık bir düzine pvc boruyu bir çok yerinden matkapla delmiş ve silindir şeklindeki 1,5 m’lik kocaman bir öbeğin içinde, her bir noktaya en çok 20 cm mesafede bir havalandırma borusu olacak şekilde dikey olarak ve dengeli bir şekilde dağıtarak yerleştirmiş. Tabii, malzeme bol, ne de olsa Amerikalı. Gerçi malzeme olarak pvc’yi tercih ettiği için ısı dağıtım özelliğini kullanamamış ama dediğine göre oksijenlenme çok başarılı olmuş ve sonuçta, hiç çevirme işlemi uygulamadan, bir ay içinde harika bir kompost elde etmiş. Elaine hocanın buna dair bir yorumuna henüz tanık olmadım ama, yanlış hatırlamıyosam Avustralya’da karbon temalı bir kongrede Johnson-Su’nun yaptığı sunum izleyiciler tarafından çok beğenilmişti ve bir videoda gördüğüm permakültür taraftarlarının da övgüsünü kazanmıştı. İşte bu da bir başka yoğurt yeme tarzı.
Bir de otomatize-mekanize yöntemler var. Neredeyse kamyon kasası boyutlarında büyük kompost tankları içinde, dön baba dönelim misali birçok merdane ile kompostun habire çevrildiği örnekler de var ama bu tür yöntemlerin Elaine hocanın söz ettiği püf noktasına, yani “minimum çevirme ve besin öğelerini maksimum koruma” ilkesine dair uyarısına hiç de uygun olmadığını, -tıpkı solucan gübresine ısıl işlem uygulanması örneğinde gördüğümüz gibi- kaliteli organik gübre üretimini hedeflemeyen, cahilce ve düşüncesizce endüstriyel tasarımlar olduğunu görüyoruz.
Mine hocanın bir videosunda rastladığım bir başka mekanize yöntem hakkında ise ayrıntılarını bilemediğim için olumlu veya olumsuz bir yorum yapamayacağım ama videoda, Acıpayam’da kurulu bir tesiste örneğini gördüğümüz üzere, sensörler aracılığıyla ısı, nem, hava parametrelerini ölçüp -hatta belki de azot bileşiklerini algılayıp ona göre çürüme sürecine ince ayar verilen- otomatik kontrollü, mekanize termal kompost sistemleri pekala mümkün, ki bu konuda üniversitelerimizin, bilim adamlarımızın ve arge çalışmaları yürüten şirketlerimizin desteklenip teşvik görmesi, ülkemiz tarımı için, toprağımız için, sağlığımız için çok önemli.
Teknolojiyi kullanmak güzel, itirazım yok ama hepimizin her yere tahtıravanla gitmesine gerek yok bence. Teknolojinin ve innovasyonun kullanıldığı bu tür pahalı yatırımların ciddi miktarda sabit sermaye gerektirdiğini göz önüne aldığımızda, bana göre, günümüzde daha emek yoğun çözümlerin ülkemizin sosyoekonomik gerçeklerine daha uygun olduğu kanısındayım. Geleneksel kompost dediğimiz şu ilkel ve basit yöntemi iyi bilmek ve iyi uygulamak, özellikle kırsal kesimdeki emekçilere “iyi kompost”un ilmini veya sanatını öğretmek, organik tarıma dair temel sorunlarımızı çözmeye bence yeter de artar.
Termal kompostun, içeriği itibariyle vermikompost kadar creme de la creme kalitede olmasa da, ideal kompost özelliklerini taşıdığını ve iyi uygulandığında, kara toprak oluşumuna hizmet eden çok değerli bir tarımsal faaliyet olduğunu söyleyebiliriz. Eğer maliyet açısından kıyaslarsak ve solucan tesislerinin kurulup işletilmesi için gereken muazzam miktarlara varan “gayrimenkul ağırlıklı” sabit sermaye ihtiyacını dikkate alırsak, geleneksel kompostun maliyet-verim analizi açısından öne çıktığını görürüz. Bu nedenle organik dönüşüm kapsamında daha ilk hamlede, hemen ve acilen adım atmamız gereken bir numaralı seçeneğin geleneksel kompost olduğu aşikar. Hayvancılık sektörünün ürettiği 150 milyon ton çiftlik gübresinin hiç bekletmeden komposta dönüştürülmesi, organik tarımın ihtiyaç duyduğu organik gübreyi fazlasıyla sağlayacak, ülkemizi zehirli ilaç-gübre belasından en hızlı biçimde kurtaracak yegane çözümdür.
Batı ülkelerinde başlayıp bizi de etkisi altına alan, yakın zamanda devletin kurumlarını da kapsamına alarak iktidar partisinin belediyelerini de harekete geçiren ve konuyla yakından ilgilenen First Lady’nin teşvik ve desteğinden de güç alan “sıfır atık” kavramı ve sıfır atık projesi kuşkusuz çok değerli bir girişimdir, ama bana göre, pahalı projelere ve sabit yatırımlara kaynak bulmayı beklemeden, en hızlı biçimde ve -bence- çocuklardan ve öğrencilerden başlamak üzere tüm toplumun bilinçlendirilip eğitilmesine öncelik vermek ve en ucuz en maliyetsiz çözüm olan geleneksel kompostun layıkıyla öğrenilip günlük olarak uygulanmasını ve tarımın ihtiyacı olan organik gübrenin en hızlı en verimli bir şekilde üretilmesini “ilk hedef” olarak belirlemek, en akılcı seçenektir. Bir yandan bu hedef gerçekleştirilirken, bir yandan da vermikompost yatırımları veya yüksek teknolojiyi kullanan mekanize ısıl kompost yatırımları da elbette sürdürülebilir. Ama en basit, en dolaysız, en ucuz yöntem olan geleneksel kompost üretimini asla savsaklamadan ve geciktirmeden.
Yıllar boyu boşa kürek çekmenin, emeğinin karşılığını alamamanın yıpratıcı psikolojik etkisiyle, ekonomik faaliyetlerimizin geneline yayılan ve onyıllardır bizi her bakımdan bezdirmiş olan verimsizliğin, gerek sivil toplumun gerekse bürokrasi ve siyasetin ne yazık ki kolaycı ve üşengeç bir karakter edinmesine yol açtığı malum.
Bu bağlamda atıkların geri kazanılması ve kara toprağa dönüştürülerek tarımın hizmetine sunulabilmesi için kamuoyu nezdinde sadece bilgi sunmak, sadece eğitim, sadece gaz vermek, heyecan yaratmak, sizce yeter mi; “maddi” motivasyon olmadan bu büyük dönüşüm mümkün mü?
Birçok örneğini görüdüğümüz gibi, böylesi büyük dönüşümlerin sivil insiyatif ile başlaması mümkün de, uygulanması ve tamamlanması, bana göre, ancak kamusal irade ile, siyasi irade ile mümkündür. Siyasetin güç zemininde yürütüldüğü bir iklimde, güç gösterisi, show, zenginlik, gösteriş prim yaparken, geleneksel kompost gibi gerçekten işe yarayacak çözümler bazan hakir görülebiliyor. İçimizde olan ama bize düşman birileri -ya da Mustafa Denizli’nin deyişiyle “ içimizdeki İrlandalılar”- özellikle medya, siyaset veya bürokrasiye sızarak ve gerçek yüzlerini saklayarak birtakım subliminal mesajlarla aklımızı çelmek suretiyle, en çok ihtiyacımız olan şeylerden, gerçek çözümlerden bizi mahrum etmeyi başarabiliyorlar ne yazık ki. Bunlar yüzünden, sonunda Nasreddin hoca fıkrasındaki akibete uğruyor ve anahtarı gerçekten kaybettiğimiz yerde değil de başka yerlerde aramak, yani sahte çözümler peşinde koşmak gibi bir durumda kalabiliyoruz. Yaşar Nuri hocanın dediği gibi, bunun yegane ilacı “namuslu aydınlar” ve “bilinçli toplum”dur ama ne yazık ki bu konuda da çok şanslı sayılmayız.
Herşeye rağmen elimizden geldiğince, asıl hedefimizin iyi tarım ve sağlıklı insan olduğunu asla gözden kaçırmamalı, dikkatimizin dağıtılmasını hedefleyen sahte veya saptırıcı çözümleri zamanında fark edebilmeliyiz. Unutmayalım ki, geleneksel kompost tüm diğer kompost yöntemlerinin öncülü ve temelidir. ABD gibi zengin ve savurgan bir ülkede bile Elaine hoca’nın bilimsel argumanlar temelinde ısrarla önerdiği bir yöntemi, bizim gibi sermaye fakiri bir ülkede “ilkel” diyerek hakir görmemiz son derece yanlış olur. Eğer geleneksel kompost dediğimiz bu ilkel, bu basit ama işlevsel yöntemin hakkını verip layıkıyla uygulayamazsak, zehirli gıda kaynaklı acılara katlanmaya da, zehirli ilaç ve gübre için onca döviz harcamaya da, ve o döviz için onca faiz ödemeye de daha yıllarca devam ederiz.
Özetle, Allah’ın bizlere emaneti olan ama kendi ellerimizle mahvettiğimiz doğayı ve toprağı yeniden eski haline döndürebilmek için geleneksel kompost, basit olduğu kadar etkili bir yöntemdir;
belki kimilerine göre gerçek olamayacak kadar kolay ve etkili bir yöntemdir;
ama belki en gerçekçi, belki de tek gerçekçi yöntemdir, belki de son şansımızdır, belki de başka yolu yoktur;
kısacası, dikkate alınmayı bence fazlasıyla hak etmektedir.
Sonuç olarak, yapay tarım yöntemleri ile geldiğimiz bu acıklı noktada, toprağımızı kurtarmak için geleneksel kompost konusunu ciddiye alıp ülke çapında tarım ve hayvancılık faaliyetlerimizin ayrılmaz bir parçası olarak layıkıyla uygulamaktan başka çare göremiyorum.
Kompost yapmak -en özlü ifade ile- “habitatımızı geri istiyoruz” diye haykırdığımız eylemli bir duadır.
Madem ki yanlış tercihlerimizin sonucunda, kendi hatalarımızla yitirdiğimiz doğayı geri istiyoruz, o halde her ne gerekiyorsa yapmalı ve doğayı yeniden hak etmeliyiz.

» » sonraki