Kompost

Kültürümüzde zaten mevcuttur; örneğin cenazelerde söylenir: Allah’tan geldik Allah’a döneriz.
Doğada ölümü tatmayan canlı yoktur ve öldüklerinde hepsi doğaya dönerler. Topraktan, toprak anadan çıkan tüm hayatlar, ömürlerini tamamlayınca gene geldikleri yere geri dönerler; tabii aynı şey deniz ve deniz canlıları için de geçerli.
Ormanlarda ölü ağaçların, dalların ve yaprakların yavaş da olsa bir çürüme sürecine uğrayıp, bozunup toprağa karıştığını, ormanda yürüyüş yapan ve sağa sola bakan herkes bilir. İşte kompost, denizde olsun, karada olsun ölen canlıların bedenlerinin bozunup yeniden başka canlıların bedenlerine malzeme olmasından başka bir şey değil. Hani bir tür reenkarnasyon desek başımız ağrımaz. Bu zaten milyonlarca yıldır kendiliğinden olagelen doğal bir süreç. Ölüm nasıl ilahi düzenin olmazsa olmaz bir parçası ise kompost da öyle, en genel anlamda yaşamın bir parçası. Dini terminolojiyle ifade edersek eğer, tıpkı evrim misali, Allah’ın yaratış tarzının yani Sünnetullah’ın bir parçası.
Bir an için, kompost diye bir şeyin olmadığı bir dünyayı düşünün; milyarlarca ölü bedenin üstüste yığıldığı ceset dağlarını hayalinizde canlandırın. Yaşanmaz bir dünya olurdu, değil mi?
Küresel ölçekte yaşanan doğa ve iklim felaketleri karşısında, günümüzde yeni anlamlar ve roller yükleyerek innovasyon diye sarıldığımız kompost, görüyoruz ki hiç de yeni icat falan değil, doğanın zaten milyonlarca yıldır gayet iyi bildiği bir yöntem.
Bu satırlarda söz konusu ettiğimiz kompost ise, doğadaki bu temel bozunma sürecini kopya veya taklit ederek kontrollü bir şekilde ve biraz da hızlandırarak insan eliyle, kültür ortamında uygulamaktan ibaret; ki atık yönetiminden tutun da, toprak düzenlemeye veya bitkileri desteklemeye değin birçok alanda gerçekten de dertlerimize deva olabildiğini görüyoruz.
Meğer biz de, sonradan fark ettik ki, komşularımıza öykünerek bahçemizde zaten kompost yapıyormuşuz. Komşularımızın diline “kuyu” terimiyle yerleşmiş olan yaklaşık yarım metrelik çukurlara mutfak atıklarının gömülmesi tarzında, basit ama işlevsel ve toprağın organik madde içeriğine katkı yapan bir kompost yönteminin birçok komşumuz tarafından yaz boyunca uygulandığını görünce, atık yönetimi açısından bile iyi bir fikir olarak değerlendirmiş, özenip biz de yapmıştık.
Tarıma duyduğumuz ilgi nedeniyle internet kaynakları arasında kompost konusu da karşımıza çıkmıştı ama ilk başta pek dikkatimi çekmemişti. Gerçi Youtube’da Mine Pakkaner hocanın “Toprağın Şifası” videoları arasında kompost temalı iki video vardı ve bunları sonradan izlemek üzere bilgisayarıma da indirmiştim ama o günlerde daha ziyade tıbbi ve ıtri bitkilere odaklandığımız için kompost videolarına dönüp bakamamıştık henüz. Ta ki Elaine Ingham hocanın bir videosunda “… toprağın çok mu kumlu, ne yaparsın, kompost yaparsın, çok mu killi, ne yaparsın, kompost yaparsın, toprak dengeleyici ve toprak iyileştirici olarak kompost yaparsın…” cümlesini duyana dek, kompost terimi de, kompost konusu da pek gündemimde olmamıştı. Ama takdir edersiniz ki, bu cümleyi duyar duymaz gözlerim de kulaklarım da faltaşı gibi açıldı ve o andan itibaren çalışmalarımın merkezinde kompost yer aldı.
Çünkü tarım konusunda ne yaparsanız yapın, öncelikle iyi bir toprağa ihtiyacınız var; zeytincilik de yapsanız, tıbbi-ıtri bitkiler de, meyve-sebze de yetiştirseniz buğday-tahıl vs de, eğer toprağınız kötü ise boşa kürek çekersiniz; başarı şansınız olmaz. Biz de ekim dikim konusunda başarısız geçen iki yaz sezonunun ardından bitkiye değil toprağa odaklanmak gerektiğini nihayet anlamış, gübre mi, leonardit mi, yoksa bir başka malzeme mi diye, bahçe toprağımızın organik madde içeriğini en uygun biçimde nasıl artırabiliriz sorusunun ardına düşmüştük. Şimdi yanıtı bulmuştuk. En ucuz, en kolay, en gerçekçi çözüm olarak kompost seçeneğinde karar kılmıştık ve şimdi de bunun ardındaki felsefeyi, kimyayı, biyolojiyi anlamaya çalışıyorduk.
Elaine hocanın neredeyse tüm videolarını indirmiş, birer birer izlemeye başlamıştım. Mektepli olmadığım için elbette bir çok konu ve bir çok terim bana yabancıydı, öğrenmek zaman alıyordu, ama kesinlikle değerdi.
Bazı konularda hani derler ya “bunlar okulda öğretilmez”; işte Elaine hocanın anlattıkları, gerçi bilimsel çalışmalara dayanan bilgiler olup okulda öğretilenler üzerine bina edilmiş olsa da, henüz tam anlamıyla okullara girememiş bilgilerdi, çünkü ABD’deki üniversitelerin de “sponsoru” yani patronu olan küresel gübre ve ilaç şirketlerinin cebini acıtacak çözümler öneriyordu. Bu yüzden ona da medya ambargoları uygulanıyordu ki, çoğunlukla konferans veya webinar’larda anlatabiliyordu tezlerini. Tabii, aynı nedenle bizdeki okullarda da bunları pek öğretmezler, çünkü küresel tarım-gıda-sağlık sisteminin kaşlarını çattığı bu gibi konuları öğretmek bir yana, aslında öğrenmek bile sakıncalıdır!
Elaine Ingham ve ekibinin bir de danışmanlık şirketi vardı, eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyordu. Şirketinin sunduğu hizmetin elbette ki batı ölçütlerine göre maddi bir karşılığı vardı, ama yine de videolarını ücretsiz insanlığın hizmetine sunmuştu işte. Bilmemek değil, izlememek ve öğrenmemek ayıptı, hatta günahtı.
İşte böyle, geçtiğimiz kış döneminde kompost konusunu öğrenmeye adanmış birkaç ayın ardından, gücümüz ve mecalimiz ölçüsünde ilkbaharda uygulamaya geçtik, ne kadar becerebildik veya çuvalladık, henüz bilemiyorum. Sonuçlarını sonbaharda değerlendirebileceğiz.
Bu süreçte öğrendiklerimizi paylaşmaya devam edelim.

» » sonraki

Paylaşın: